Vefa, İstanbul'da bir semt adıdır ancak gerçek anlamda vefa, çok daha fazlasıdır. Öyle de olmalıdır.
Günümüzde baktığımız zaman vefadan çok vefasızlık görüyoruz. Bize en çok ta değer veren insanlara yapıyoruz bunu. Neden peki? Nazımız bizi sevenlere geçtiği için mi? Nasıl olsa bizi affediyor diye mi defalarca kırıp döküyoruz onları?
Sana soruyorum, sevilmeyi en çok hakedenler kimlerdir sana göre? Senden hep bir şeyler bekleyenler mi yoksa sana rağmen seni sevmekten vazgeçmeyen mi? Sana hep anlayış göstereni bu kadar üzmeye gönlün nasıl razı geliyor? Kırdığım bir cam vazoyu tamir edersin belki kırıklar büyük parça halinde ise ama eskisi gibi olur mu? Ya tuz buz olmuşsa o vazo, var mı tamiri? O zaman kimi kıracaksın? Kırmana sebep olanlar sana anlayışlı olacak mı dersin? Ya da pişman olup geri dönmek istediğinde kırdığın o yürekten geride bir iz bulabilecek misin?
Aile çok önemli, anne, baba, kardeş, hele ki evlat çok çok önemli. Bunların dışında yol gittiğin, seni derdinle kederinle seven ve üstelik severken çıkarı olmayan yıl arkadaşın da çok önemli. Seni sevmekten, sana karşı anlayışlı olmaktan kaçınmayan yıl arkadaşını, diğer sevdiklerin için üzmek, kırmak vefasızlıktır ve o ah etmese de Rabbi onun ahını bırakmaz. Hatası olmayan, yaptığı tek şey seni hayatının merkezine koymak olan birini sadece başkaları yüzünden kırıp dökmek vicdana sığar mı?
Vefa semt adı olmaktan fazlası olsun artık. Bize rağmen bizden vazgeçmeyen güzel yürekli insanlara hak ettiği değeri verelim artık. Biraz da iyiler, yüreği sevgi dolu olanlar kazansın, biraz da onlar mutlu olsun. Çok mu şey bu onlar için?
Senin yerin gökyüzünde,.
Dalga dalga es gönlümde,
Adın yazar yüreğimde,
Gücün yatar tarihinde.
Sana dokunan elleri,
Kırarım ben tek nefeste,
Sana uzanan dilleri,
Koparırım merak etme.
Şehitlerin kanlarıyla,
Çıkardık biz seni arşa,
Can vermekten korkar mıyız?
Canlarını almaz mıyız?
Atalarımdan emanet,
Koparırız biz kıyamet,
Sileriz biz yeryüzünden,
Ölüm beğen ölümlerden.
Vatan kolay kurulmadı,
Her karış kanla sulandı,
Bayrak demek namus demek,
Uğruna can vermek demek.
Sizin gibi hainlere,
Gözümüzü hiç kırpmayız,
Bayrağıma dokunursan,
Kanlarını akıtırız.
Ne gelebiliyorum sana,
Ne de senden gidebiliyorum başka diyarlara,
Sensiz nefes alamıyorum senden uzakta,
Nereye gitsem yolum sana çıkıyor günün sonunda.
Sözlerin kılıç gibi delip geçiyor yüreğimi,
İstesem de anlayamıyorum ne istediğini,
Görmek istiyorum yüreğindekileri,
Mantığım git diyor, yüreğim istiyor yalnız seni.
Yüreğim esir, ruhum esir yüreğine,
Razıyım senden gelen her şeye,
Sonuna kadar seninim yeter ki kal de,
Huzuru buluyorum küçücük gülümsemende.
Git dersen giderim yük olmam sana,
Yine de olursun her daim dualarımda,
Yokluğunda sarılırım senli hatıralarıma,
Git dersen giderim, neden diye sormam sana.
Sana rağmen seni sevecek bir yürek var bende,
Sahibim, aşkımı haykıracak cesarete,
Sahibim, aşkımın arkasında duracak güce,
Gücüm bilekte değil, sevgi dolu yüreğimde.
Aşk cesaret ister, korkaklar anlamaz sevgiden,
Kimileri beslenir acıdan, hüzünden, kederden,
Anlayamadın ki, sana gösterdiğim değerden,
Anlamıyorsun karşılıksız, gerçek sevgiden.
Her yıkıldığımda, daha sağlam kalkarım ayağa,
Her şeye rağmen bükülmem, sahip çıkarım aşkıma,
Cesaretin var mı uzattığım eli tutmaya,
Aşk cesareti sever, git bakma sakın ardına.
Eski Türklerde İslamiyetten önce dünyanın tam ortasında bir Akçam ağacı olduğuna inanılıyordu.
Aralık ayının yirmi biri gecelerin kısalıp günlerin uzamaya başladığı gün, güneşin yeniden doğuşu kutlanırdı. Akçam ağacının altına yapılan dualar Tanrı'ya gitsin diye hediyeler konulurdu. Temiz elbiseler giyilir, kutlamalar yapılırdı. Yeni yıldan beklentilerini belirtmek için Akçam ağacının dallarına rengarenk kurdeleler bağlanırdı.
Güneşin yeniden doğuşunu kutlamak için yapılan bu etkinlikler, Türklerde başka milletlere geçmiştir. Dolayısıyla yılbaşı kutlamaları ne hiristiyan geleneği ne Yahudi geleneği ne de başka bir dine ya da millete ait değildir. Aksine bize ait bir gelenektir.
Güneşin zaferinin, yeniden doğuşunun simgesi olan NARDUGAN BAYRAMI kutlu olsun. Bizlere güzellikler getirsin.
Bilir misin?
Sen bilir misin sensizliğin zehirden acı,
Ölümden beter olduğunu,
Bilir misin mutluluğu gözlerinde bulduğumu,
Yokluğunun zehir, varlığının panzehir olduğunu?
Bilmiyorsun gidişinle yüreğimden vurduğunu,
Sözlerini hançer gibi kalbime soktuğunu,
Göremezsin ardında bıraktığın ruhsuz ruhu,
Anlayamazsın büyük eserin garip kulu.
Şimdi bıraktığın zehri çekiyorum içime,
Seni gömdüm yüreğimin en derinine,
Bu bedeni Emel zannedip seslenme,
Gurur duy bıraktığın o büyük eserinle.
Önce dağ oldun, heybetle durdun arkamda,
Çınar ağacım oldun, yaslandım sana,
Limanım oldun, sığındım her fırtınada,
Yıktın, yaktın, boğdun sonra kaldım altında.
Antalya'da çalıştığı iş yerindeki genç kadını evine bırakma bahanesiyle başka bir yere götürüp saatlerce tecavüz eden bir şerefsiz için ceza ne olmalı?
Antalya'da yaşanan bu iğrenç olayda bir çocuk annesi genç kadına saatlerce tecavüz ediliyor ve genç kadın engelli duruma geliyor. Peki o kadını bu hale getirene ne oluyor? İçinizden çok şeyler geçirdiğinizi biliyorum ancak düşündüğünüz şeyler olmuyor. Adli kontrol şartı ile serbest kalıyor. Şaka gibi ama gerçek.
Bu kararı veren hakimlerin bir yakınının başına gelmiş olsaydı bu olay yine aynı kararı verirler miydi çok merak ediyorum. Buna benzer çok davaya tanık olduk bu güzel ülkede. Başka ülkelerde yaşanmış olsa bu olay acaba sanık için nasıl verilirdi bunu da merak ediyorum. Serbest kalmayacağını adım kadar iyi biliyorum. Benim çocukluğumda tecavüz eden hapse muhakkak girerdi ve o şerefsizce bir de hapishanedekiler şişleyerek ceza verirdi. Şimdi tek cezayı tecavüze uğrayan ve mağdur olan kadın çekiyor.
Bu ve benzeri olaylarda adaletsizlik olmadığını görüyoruz. Ve ben soruyorum: "Adalete güvenemeyeceksek kime güveneceğiz?" Ben bir kadın olarak sokağa çıkmaya korkuyorum. Kendimi güvende hissetmiyorum. Başıma kötü bir şey gelirse beni koruyacak bir adalet olduğuna inanmıyorum.
Bizi Adalet korumayacaksa kim koruyacak?
Engel ne demektir? Ne için engel, kime ve neye engel? Engelliler günü ya da haftasının amacı ne? Engelli vatandaşları hatırlamak için mi var bu günler, biz sizi düşünüyoruz, yılda bir gün ya da bir hafta sizi hatırlıyoruz demek için mi?
Her yıl 3 Aralık günü Engelliler günü olarak geçiyor. Yılda bir gün engelli vatandaşlar ile bir etkinlik yapmak onları çok mu mutlu ediyor? Geri kalan zamanda sorunlarını dinliyor muyuz?
Fiziksel engel, engel değil. Asıl engel vicdanlardaki engel, asıl engel yüreklerdeki engel! Yüreklerdeki engel, her şeye engel. Yürekte engel varsa vicdanda da engel oluyor, ahlakta, edepte, erdemdir de engel oluyor. Elinde, ayağında engel olan kişiler, öyle güzel işlere imza atarken yürekte engeli olan insanlar ise kendi çıkarları uğruna bir an bile düşünmeden yoluna çıkan kişilerin kuyusunu kazıyor, insanlara iftira atmaktan çekinmiyor.
Engel durumu olmadığı halde devletten engelli maaşı ya da çocukları bakım parası alsın diye kendini engelli gösteren engellilere ne demek gerekir? Kimi engelli maaşı için kendisini Deli yerine koyuyor kimi kilosunu bahane edip yerinden kalkamıyor numaraları yapıyor, kimi çocuğu ilkokulda ders çalışmasına fırsat vermeyip evladının şemasında problem varmış gibi gösteriyor. Sonra bu ahlaksızlıra engelli maaşı bağlanıyor. Bunları muayene eden doktorlar bu şeref yoksunu insanların oyunlarını nasıl anlamıyor, ben de buna anlam veremiyorum.
Gerçek anlamda fiziksel engeli olan insanlar tanıdım. Pırlanta değerinde, engelini kabul etmeyen, başarıya ulaşmak için engelini hiçe sayıp pes etmeyen ve en önemlisi yüreğinde sevgi taşıyan, vicdanlı insanlar. Kendisi gibi engeli olup yaşamak istemeyen, isyan edenlere, örnek olmaya çalışan gençler tanıdım. Benim de engelim var ama mutlu olmama engel değil diye başarısıyla çığlık atan. Ve ben bu güzel insanlara engelli demiyorum, demeyeceğim. O kadar güzel insanlar ki onlar, tek engeli belki de düşüncesiz davranan, düşüncesiz konuşan bizleriz. Kaldırımlarda görme engelli vatandaslar için yapılan sarı bölgelerde sağlıklı insanlar düşüp ayağını kırarken, göremeyenler nasıl rehber olabilir? Bu sadece küçük bir örnek çünkü asıl engel düşüncelerimizde.
Fiziksel engeli olan merhametli, yüce gönüllü güzel insanlar, mutlu olmak için çok sebep var dünyada. Siz yeter ki gönlünüze engel koymayın.
"Öğretmenler, yeni nesil sizin eserinizdir" diyen Gazi Mustafa Kemal Atatürk, öğretmenlik mesleğinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamıştır. Yeni nesil öğretmenlerin çünkü doktoru yetiştiren de mühendisi yetiştiren de öğretmendir. İşçiyi, memuru, avukatı, hakimi, hemşireyi, rehberi, imamı yetiştiren de yine öğretmendir. Bu nedenle tüm mesleklerin üzerinde tutmuştur öğretmenliği Atatürk.
İzmir Küçükyalı Mesleki ve Teknik Anadolu lisesi öğrencileri, öğretmenlerine minnet duygularını gösterebilmek için okuldaki her öğretmeni için akrostiş türde şiir yazmışlar ve bu şiirlerini tiyatro havasında öğretmenlerine sunmuşlardır. Öğretmenler kendi şiirleri okunurken duygusal anlar yaşamışlardır. Öğrencilerinin sanat konusundaki başarılarından dolayı gurur duyan öğretmenler, sunum sonrasında her öğrenciyi ayrı ayrı tebrik etmişlerdir. Okul Müdürü Nuray ÇEŞMECİ ve öğretmenler günü kutlama programından sorunlu Müdür Yardımcısı Zeynep ÜNLÜ, öğrencileri kutlayarak duydukları gururu dile getirmişlerdir. Yapılan etkinliğin tam da Öğretmenler gününe yakışır olduğunu söyleyerek başarı dileklerinde bulunmuşlardır.
Sanatçıyı yetiştiren de öğretmendir ve öğretmenin yaptığı iş en büyük sanattır.
Atatürk'ün başöğretmen olarak kabul edildiği 24 Kasım günü ülkemizde her yıl öğretmenler günü olarak kutlanır. Okullarda bu özel günü kutlamak için farklı etkinlikler yapılır. Bu şekilde öğretmenlere olan minnetimiz dile getirilir.
İzmir Küçükyalı Mesleki ve Teknik Anadolu lisesinde bu yıl her zamankinden farklı bir etkinlik yapıldı. "O Ses Küçükyalı", sadece öğretmenlerin katıldığı bir ses yarışması. Jüri üyeleri de yine aynı okulun öğretmenlerinden Zeynep ÜNLÜ, ayni zamanda gazetemiz köşe yazarlarından Emel TOPAL ve Funda KAYA idi. Çok iddialı bir yarışma oldu ve okulun emekli ve çalışan öğretmenleri keyifli anlar yaşadılar. Jüri üyeleri yarışmacıları kendi ekibine almak için değişik vaatlerde bulundular. Gazetemiz köşe yazarı Emel TOPAL, yarışmacılardan Hakan ARSLAN ve Yalçın KARADENİZ 'i ekibine almayı başardı. Peki bu yarışmacılar kim?
Hakan ARSLAN
İzmir doğumlu. Eğitim hayatını İzmit'te tamamlamış. Lise yıllarında Türk Sanat Müziği korolarında şarkı söylemiş. Üniversite eğitiminden sonra Bilişim Teknolojileri öğretmeni olarak göreve başlamış. Halen İzmir Küçükyalı Mesleki ve Teknik Anadolu lisesinde görevine devam eden Hakan ARSLAN, Tuba ARSLAN ile evli ve iki çocuk babası. Sanat hayatında başarılar diliyoruz.
Yalçın KARADENİZ
Giresun doğumlu olan sanatçı adayımız Karadeniz'in bağrından koparak Coğrafya öğretmeni olmuş ve mesleğini yıllardır severek yapmaktadır. İzmir Küçükyalı Mesleki ve Teknik Anadolu lisesinde Coğrafya öğretmeni ve Müdür yardımcısı olarak görev yapan Yalçın KARADENİZ, Canan KARADENİZ ile evli olup iki çocuk babasıdır. Arkadaşımıza sanat hayatında başarılar dileriz
Son Köşe Yazıları
Bu akşam sana en güzel şiirimi yazmak istedimİstedimki kalemimden yüreğine insin hislerimİstiyorum ki.satırlarıma d...
(04 Şubat 2026 22:47:20)
TEĶÂMÜL VE BARIŞ Tekamül bir uyanıştır; tekamül enerjisi sayesinde tüm negatifler pozitife dönüşür ve birey barış i...
(04 Şubat 2026 16:56:57)
İpekyolu Medya Grup olarak, yayın hayatımızda 13. yılımızı geride bırakmanın haklı gururunu ve onurunu yaşıyoruz. ...
(03 Şubat 2026 00:09:24)
Jeffrey Epstein adı artık tek bir kişiyi değil, paranın ve gücün ahlakı nasıl çürüttüğünü anlatan bir semboldür.Bu dosya...
(02 Şubat 2026 22:45:41)
Sevgi ile adım adım Yürüyorum aşka doğru Başka çare bulamadım Sürüyorum aşka doğru Sevda güzelmiş de...
(02 Şubat 2026 10:32:18)