logo
Yükleniyor...
logo
add image
ALİ DUYSAK

ALİ DUYSAK

aliduysak2015@gmail.com
Kayıt: 07 Ekim 2025
Toplam Ziyaretçi: 5,279

Son Köşe Yazıları

“Bir İyilik Çınarıydı… Gölgesi Hâlâ Üzerimizde” Mekanın cennet olsun fethi abim
Yayın: 22 Nisan 2026 07:36:39 Düzenleme: 22 Nisan 2026 07:37:49


 

22.04.2022…

Bazı tarihler vardır; takvim yapraklarından silinse bile yürekten asla düşmez. İşte o gün, sadece bir insanı değil; bir duruşu, bir vicdanı, bir yol göstereni uğurladık ebediyete.

 

Fethi Göğüş…

Adı anıldığında akla ilk gelen; iyilik, samimiyet ve koca bir yürek olurdu. O, sadece bir onursal başkan değil; aynı zamanda gönüllere dokunan, iz bırakan, ardında dua ile anılan bir insandı. Herkese yetişmeye çalışan, kimseyi geri çevirmeyen, derdi olana derman olmaya gayret eden bir güzel insandı.

 

Onun yokluğu, sadece bir eksiklik değil; tarifsiz bir boşluk bıraktı içimizde. Çünkü bazı insanlar vardır, gittiklerinde sadece kendilerini götürmezler… Birlikte gülen anıları, paylaşılan dostlukları, edilen sohbetleri de alıp götürürler.

 

Ama Fethi Göğüş abimizden geriye kalan en kıymetli miras; iyilikle örülmüş bir hayat, temiz bir isim ve dualarla anılan bir ömürdür. O, yaşarken olduğu gibi bugün de gönüllerde yaşamaya devam ediyor.

 

Aradan geçen dört yıl, ne özlemimizi azalttı ne de hatıralarını eskitti. Aksine, her geçen gün daha çok anlıyor, daha çok özlüyoruz. Çünkü bazı insanlar unutulmaz… Onlar kalpte yer eder, her duada yeniden hayat bulur.

 

Bugün onu rahmetle, saygıyla ve sonsuz bir minnetle anıyoruz.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun…

 

Unutulmadın, unutulmayacaksın.

“İhanetin Gölgesinde Bir Ömür: Murat Göğebakan’ın Sessiz Çığlığı”
Yayın: 19 Nisan 2026 05:50:35 Düzenleme: 19 Nisan 2026 06:29:13


 

Bir insan düşünün… Sahneye çıktığında sesiyle kalpleri titreten, şarkılarıyla milyonların yüreğine dokunan… Ama o sesin arkasında saklanan acıyı, çoğumuzun fark edemediği derin bir yalnızlığı taşıyan bir adam…

İşte o adam, Murat Göğebakan idi.


41 yaşındaki karısı onu 21 yaşındaki İBB de oynayan basketçi bir çocukla aldattı.

200 gün hastanede yattı. Karısı sadece 5 kez geldi.

İyileşti ve yine nüksetti.

Hastane odasının kapısına 'Allah Büyük Derdim Küçük' diye yazdırdı ve her gün onu okuyarak kendine moral verdi.

Hastalığı yendi, fakat vefasız karısından gelen darbeyle çöktü ve o günden sonra tedaviyi reddetti.

Bir röportajında 'kanserden daha zordu' dedi. Aldatıldığını öğrenince tedaviyi bıraktı.

Gözyaşlarına değdimi acaba o insan.?

Sen rahat uyu Murat Göğebakan.

Biz onu şarkı söylüyor sanmıştık, meğer o selasını okuyormuş...

 

Onu dinlerken çoğumuz “aşk” dedik, “hasret” dedik… Ama aslında o, kendi hayatının en ağır sınavlarını notalara döküyordu. Şarkıları sadece birer eser değildi; her biri yaşanmışlığın, kırılmışlığın ve sessiz bir isyanın yankısıydı.

 

200 gün… Dile kolay. Bir insanın hastane odasında yaşamla ölüm arasında gidip geldiği, umutla umutsuzluğun ince çizgisinde yürüdüğü uzun bir zaman dilimi. O süreçte yanında olması gerekenlerin yokluğu, belki de hastalığın kendisinden daha ağır geldi. İnsan bazen en çok da yalnız bırakıldığında yoruluyor.

 

Kapısına yazdırdığı o cümle ise aslında her şeyi özetliyordu:

“Allah Büyük, derdim küçük.”

Bu söz, bir teslimiyet değil; bir direnişti. Her gün o yazıya bakarak hayata tutunmaya çalışan bir adamın sessiz haykırışıydı.

 

Ve o savaşı kazandı…

Evet, bedenini saran hastalığı yendi. Ama hayat her zaman adil değil. Bazen insanın kalbine aldığı yara, hiçbir ilaçla iyileşmiyor. İhanet, en güçlü insanı bile içten içe çökerten bir duygu. Çünkü güven yıkıldığında, insan sadece birini değil, dünyaya olan inancını da kaybediyor.

 

Annesinin o cümlesi kulaklarda çınlıyor:

“Oğlum kanseri yendi ama ihaneti yenemedi…”

 

İşte hayatın en acı gerçeği bu belki de. Fiziksel yaralar sarılıyor, ama kalpte açılan yaralar… Onların izi kalıyor. Ve bazı izler, insanı hayattan bile koparabiliyor.

 

Bugün geriye dönüp baktığımızda, onun şarkılarını dinlerken artık başka bir anlam yüklüyoruz. O sözler sadece bir beste değil; bir hayatın özeti, bir adamın iç dünyasının tercümesi gibi geliyor.

 

Belki yıllar geçecek, yeni sesler, yeni yüzler çıkacak… Ama bazı insanlar vardır ki unutulmaz. Çünkü onlar sadece sanatçı değildir; yaşadıklarıyla, hissettirdikleriyle bir iz bırakırlar.

 

Murat Göğebakan da o iz bırakanlardan biriydi.

Sessizce acı çekti, güçlü görünmeye çalıştı ve en sonunda yüreğinin ağırlığına yenildi.

 

Şimdi geriye bir soru kalıyor:

Bir insanın gözyaşına, kalp kırıklığına, yaşadığı ihanete değdi mi bu dünya?

 

Cevabı herkes kendi vicdanında arayacak…

 

Rahat uyu, yüreği yaralı adam.

Sen şarkı söylemedin…

Sen, içindeki acıyı bize anlattın.

OKULLAR ALARM VERİYOR! DÜN Şanlıurfa, BUGÜN Kahramanmaraş… YARIN NERESİ?
Yayın: 15 Nisan 2026 15:56:45 Düzenleme: 15 Nisan 2026 15:58:04


Bir zamanlar çocukların güvenle koştuğu, hayallerini büyüttüğü okullar…

Bugün acı haberlerle, gözyaşıyla ve endişeyle anılıyor.

Dün Şanlıurfa’dan gelen yürek burkan haber…

Bugün Kahramanmaraş’ta yaşanan acı olay…

Artık bu yaşananları “tesadüf” diyerek geçiştirmek mümkün değil.

Her şeyden önce; hayatını kaybeden evlatlarımıza Allah’tan rahmet, kederli ailelerine sabır diliyoruz.

Yaralı öğrencilerimize ve etkilenen herkese acil şifalar, geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Ama sadece başsağlığı dilemek yetmez…

Bu acıların tekrar yaşanmaması için artık güçlü bir irade şart!

Okullar; güvenin, eğitimin ve geleceğin merkezidir.

Eğer bir çocuk okula giderken korkuyorsa,

Eğer bir aile evladını “acaba bugün ne olacak?” endişesiyle gönderiyorsa…

Ortada çok ciddi bir sorun var demektir.

Öğretmen yalnız…

Okul yönetimi çaresiz…

Aile tedirgin…

Ve çocuklar korunmasız…

Bu tabloyu değiştirmek zorundayız!

Denetimsizlik, akran zorbalığı, şiddet ve ihmaller artık görmezden gelinemez.

Her olaydan sonra yapılan kısa açıklamalar ve unutulan dosyalar, bu acıyı büyütmekten başka işe yaramıyor.

Bugün susarsak…

Yarın çok daha ağır bedeller öderiz.

Çünkü mesele sadece Şanlıurfa değil…

Sadece Kahramanmaraş da değil…

Mesele; çocuklarımızın can güvenliği, geleceğimizin teminatıdır!

Ve unutmayalım:

Çocukların güvende olmadığı bir yerde, hiçbir gelecek güvenli değildir…


ŞİİRLER YETİM KALDI… VURAL ŞAHİN HAYATINI KAYBETTİ
Yayın: 29 Mart 2026 17:40:29 Düzenlenmedi


Hayat bazen en kıymetli insanları, en beklenmedik anlarda alır bizden.

Bugün, kelimelere ruh veren, dizelere hayat katan değerli abim, ustam, ünlü söz yazarı ve şair Viral Şahin’in vefat haberini büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyorum.

 

O sadece bir söz yazarı değildi…

O, duyguların tercümanıydı.

Kaleminden dökülen her cümle, bir yüreğe dokunur, bir yaraya merhem olurdu. Şiirlerinde bazen kendimizi bulur, bazen de söyleyemediklerimizi onun dizelerinde haykırırdık.

 

Bugün ise o güçlü kalem sustu…

Ama ardında bıraktığı eserler, onun sesini yaşatmaya devam edecek.

 

Şiirler öksüz kaldı belki…

Ama bizlere bıraktığı anlamlı sözler, her zaman yolumuzu aydınlatacak.

 

Değerli abim, ustam…

Seni tanımak bir onurdu. Aynı ortamda bulunmak, aynı havayı solumak bizler için büyük bir şanstı.

 

Mekânın cennet olsun.

Ruhun şad olsun.

Kalemin hiç susmayacak… çünkü sen, yazdıklarınla hep yaşayacaksın.

 

Başımız sağ olsun.

 

VURAL ŞAHİN KİMDİR

 

Şair. 1956, Trabzon doğumlu.Şair Erol Şahin’in kardeşidir. Ankara Yenimahalle Meslek Lisesi Elektronik Bölümünü bitirdi. Uzakdoğu sporları eğitimciliği yaptı. Serbest çalıştı. 1970’li yıllarda Halk Oyunları ve Turizm Derneğinin (HOYTUR) bağlama grubunu çalıştırdı. Bağlama, ud ve tanbur çaldı, besteler yaptı. Kelebek, Hey, Bulvar, Ayna, Eflatun, Gürpınar, Ana, Trabzon Hizmet, İremcik, Trakya Expres gibi gazete ve dergilerde şiirleri yayımlandı. Bazı şiirleri, Orhan Gencebay, Özer Şenay, Vedat Yıldırımbora, Hüsnü Üstün, Alaeddin Şensoy, Yılmaz Tatlıses ve Yavuz Taner tarafından bestelendi. Haftalık Müzik Magazin dergisinin “Mısraların Dili” şiir köşesini üç yıl yönetti. 1989 yılında TV programı “5. Mevsim”de metin yazarı olarak yer aldı.

 

ESERLERİ (Şiir):

 

Mahşere Kadar (1983), Denizde Üç Damla (Necdet Şahin ve Erol Şahin ile, 1992), Mısraların Dili Şiir Antolojisi (1992). KAYNAK: Murat Yüksel / Geçmişten Günümüze Trabzon Şairleri 3-Cumhuriyet Dönemi (1993), İhsan Işık / Resimli ve Metin Örnekli Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (2. bas., 2009).

 

 

SİZE DEĞER VERENİN DÜŞMANI, SİZİ HİÇE SAYANIN KÖLESİ
Yayın: 27 Mart 2026 04:59:27 Düzenlenmedi


 

Hayatın en acı çelişkilerinden biri de insanın değer bilme konusundaki zaafıdır. Çoğu zaman bize kıymet veren, yanımızda duran, zor günümüzde elimizi tutan insanları görmezden geliriz. Hatta bir süre sonra onların varlığını sıradanlaştırır, söylediklerini önemsemez hale geliriz. İşte tam da o noktada, farkında olmadan bize değer verenin düşmanı oluruz.

 

Öte yandan, bizi hiçe sayan, yokmuşuz gibi davranan, ilgisini esirgeyen insanların peşinden koşarız. Onların bir bakışı, bir sözü bizim için büyük anlam taşır. Kırıntı halindeki ilgiyi bile büyütür, kendimize pay çıkarırız. Böylece, aslında bizi yok sayanın adeta kölesi haline geliriz.

 

Bu bir tercih midir, yoksa insan doğasının bir zaafı mı? Belki de her ikisi… İnsan, kolay elde ettiğinin kıymetini bilmez derler. Emek verilmeden kazanılan ilgi, sevgi ya da dostluk zamanla değersizleşir. Ama ulaşılması zor olan, mesafe koyan, ilgisini esirgeyen kişi daha cazip gelir. Çünkü zordur, çünkü mücadele gerektirir.

 

Oysa gerçek değer; zor olanda değil, samimi olanda gizlidir. Sizi gerçekten anlayan, dinleyen, destekleyen insanlar hayatın en büyük hazinesidir. Ama biz çoğu zaman bu hazineyi görmeyiz. Gözümüz hep uzakta, ulaşılması zor olanda olur.

 

Bir gün gelir, sizi gerçekten seven insanlar yorulur. Geri çekilirler. İşte o zaman fark edersiniz; aslında en büyük kaybı yaşadığınızı… Çünkü sizi hiçe sayanlar hiçbir zaman sizin olmamıştır, ama değer verenleri siz kaybetmişsinizdir.

 

Bu yüzden belki de kendimize şu soruyu sormalıyız:

“Ben kimin peşinden gidiyorum ve kim benim yanımda duruyor?”

 

Cevabı dürüstçe verdiğimizde, hayatımızdaki pek çok yanlışı da görmeye başlarız. Çünkü gerçek değer, peşinden koştuğumuzda değil; yanımızda kalmayı seçenlerde saklıdır.

Sosyal Medya Çığrından Çıktı: Birileri “Dur” Demeli!
Yayın: 23 Mart 2026 05:07:20 Düzenlenmedi


 

Bir zamanlar insanlar sosyal medyada anılarını paylaşır, dostluklarını pekiştirir, bilgi edinir ve kendini ifade ederdi. Bugün ise aynı mecralara baktığımızda bambaşka bir tabloyla karşı karşıyayız. Özellikle hikâye paylaşımları… Artık sınır tanımıyor.

 

TikTok, Facebook, Instagram… Fark etmiyor. Hikâyeler adeta kontrolsüz bir alan hâline geldi. Argo kelimeler, seviyesiz ifadeler, ima dolu paylaşımlar ve giderek daha da rahatsız edici içerikler… Üstelik bu içeriklerin çoğu, gençlerin ve hatta çocukların gözünün önünde.

 

Peki ne oldu bize?

 

Toplum olarak bir çizgiyi sessizce aştık. “Eğlence” adı altında her şeyin normalleştirildiği bir döneme girdik. Utanma duygusu, mahremiyet kavramı ve toplumsal değerler adım adım geri plana itildi. Artık bazı paylaşımlar açıkça bir hayat tarzı değil, adeta bir yozlaşma göstergesi.

 

Daha da endişe verici olan şu: Bu durum tepki çekmek yerine alkışlanıyor. Beğeni sayısı arttıkça içeriklerin dozu yükseliyor. Sınır yok, filtre yok, sorumluluk yok.

 

Sosyal medya platformları ise bu gidişata ya göz yumuyor ya da yetersiz önlemlerle durumu geçiştiriyor. Oysa bu sadece bireysel bir mesele değil; bu, toplumsal bir dönüşümün aynasıdır. Ve bu aynada gördüğümüz şey pek iç açıcı değil.

 

Artık şu soruyu sormanın zamanı gelmedi mi?

 

Bu gidişat nereye?

 

Gençler neyi örnek alıyor? Çocuklar neyi normal sanıyor? Aileler neyi gözden kaçırıyor?

 

Birileri gerçekten “dur” demeli. Ama bu sadece yetkililerin ya da platformların görevi değil. Bu sorumluluk hepimizin. Çünkü susarak, görmezden gelerek ya da “bana ne” diyerek bu çöküşün bir parçası hâline geliyoruz.

 

Unutmayalım: Toplum, neyi izliyorsa ona dönüşür.

 

Ve eğer bugün izlediğimiz şey buysa… Yarın ne olacağımızı tahmin etmek hiç de zor değil.

Nerede O Eski Bayramlar…
Yayın: 19 Mart 2026 21:14:02 Düzenlenmedi


 

Takvimler yine bayramı gösteriyor… Sokaklar süslenmiş, vitrinler rengârenk, herkes bir telaş içinde. Ama içimizde bir eksiklik var, tarif etmesi zor bir boşluk… Dilimizde hep aynı cümle: “Nerede o eski bayramlar?”

 

Eskiden bayramlar bir başka güzel olurdu. Günler öncesinden hazırlıklar başlar, evler dip bucak temizlenirdi. Anneler mutfakta tatlı telaşında, babalar alışveriş derdinde… Çocuklar ise bayram sabahını iple çekerdi. Yeni alınan kıyafetler yatağın başucuna konur, heyecandan uyku bile zor gelirdi.

 

Bayram sabahı erkenden kalkılır, en güzel kıyafetler giyilir, büyüklerin elleri öpülürdü. O sıcak tebessüm, o içten “Bayramın mübarek olsun” dileği… İşte bayramın ruhu tam da buydu. Harçlıklar belki küçüktü ama mutluluğu kocamandı.

 

Mahalle kültürü vardı bir zamanlar… Kapılar hiç kapanmaz, herkes birbirine uğrardı. Kimsenin davet beklediği yoktu. Bir tabak tatlıyla girilen evden, bir fincan kahve ve bolca muhabbetle çıkılırdı. Bayram sadece bir gün değil, günler süren bir birlik ve beraberlikti.

 

Şimdi ise her şey biraz daha farklı… Zaman hızlandı, insanlar yoruldu. Bayramlar çoğu kişi için sadece tatil planlarına dönüştü. Büyüklerin kapısını çalmak yerine telefonla mesaj atmak yeterli görülüyor. Oysa bir sarılmanın, bir el öpmenin yerini hiçbir şey tutamaz.

 

Belki de sorun bayramlarda değil… Biz değiştik. Kalabalıklar içinde yalnızlaştık. O eski samimiyeti, o içtenliği kaybettik. Oysa bayram, sadece bir gün değil; bir gönül işi, bir hatırlama, bir hatırlanma meselesidir.

 

Yine de umut var… Çünkü bayram ruhu aslında hâlâ içimizde bir yerde yaşıyor. Belki biraz hatırlamaya, biraz yavaşlamaya ihtiyacımız var. Bir kapıyı çalmak, bir büyüğün gönlünü almak, bir çocuğu sevindirmek… İşte o zaman bayram yeniden bayram olur.

 

Belki eski bayramları geri getiremeyiz… Ama onların güzelliğini yaşatabiliriz.

 

Unutmayalım…

Bayram; paylaşınca güzel, hatırlayınca anlamlıdır.

Güle Güle Ramazan…
Yayın: 17 Mart 2026 02:41:15 Düzenlenmedi


 

Bir Ramazan ayının daha sonuna geldik. Günler nasıl geçti, insan bazen farkına bile varamıyor. Daha dün gibi sahura kalktığımız, ilk iftar sofralarında bir araya geldiğimiz o günler şimdi tatlı bir hatıra olarak gönlümüzde yerini aldı. Şimdi ise içimizde hem bir hüzün hem de bayramın yaklaşmasının verdiği güzel bir heyecan var.

 

Ramazan; sadece aç kalmak değil, sabretmeyi öğrenmekti. Bir lokma ekmeğin, bir yudum suyun ne kadar kıymetli olduğunu yeniden hatırlamaktı. Paylaşmanın, yardımlaşmanın, gönül almanın ne kadar değerli olduğunu bir kez daha yaşadık. Kapısını çaldığımız bir ihtiyaç sahibinin duası, bir yetimin yüzündeki tebessüm, bir büyüğün hayır duası Ramazan’ın en güzel hediyeleri oldu.

 

Bu ayda kırgınlıklar unutuldu, gönüller yumuşadı. İnsanlar birbirine biraz daha yakınlaştı. İftar sofraları sadece yemek değil, aynı zamanda muhabbetin, kardeşliğin ve paylaşmanın sofrası oldu.

 

Şimdi Ramazan’a veda ederken içimizde hafif bir burukluk var. Çünkü Ramazan, insanın kalbine dokunan, ruhunu temizleyen mübarek bir misafir gibi gelir ve çok çabuk gider. Ama geride bıraktığı güzellikler, yapılan iyilikler ve edilen dualar kalbimizde yaşamaya devam eder.

 

Şimdi kapımızda bayram var…

Bayram; kavuşmanın, barışmanın ve sevinmenin adıdır. Büyüklerin ziyaret edildiği, küçüklerin sevindirildiği, küskünlerin barıştığı o güzel günlerdir.

 

Güle güle Ramazan…

Bize sabrı, paylaşmayı ve merhameti hatırlattığın için teşekkür ederiz.

 

Hoş geldin bayram…

Getirdiğin umut, huzur ve kardeşlik duyguları tüm gönülleri sarsın.

 

Dileğimiz odur ki; tutulan oruçlar, edilen dualar ve yapılan iyilikler kabul olsun. Bayramın bereketi, sevinci ve huzuru bütün evlere, bütün gönüllere ulaşsın.

Ramazan Giderken… Gönlümüzde Kalanlar
Yayın: 11 Mart 2026 14:25:32 Düzenlenmedi

Bir ay boyunca sofralarımızda bereket, gönüllerimizde huzur vardı. Şimdi ise Ramazan’ın son günlerine yaklaşırken insanın içine tarif edilmesi zor bir duygu çöküyor. Sanki çok sevdiğimiz bir misafir valizini toplamaya başlamış gibi… Ramazan, sadece aç kalmak değildi. Aslında o; sabrı hatırlamak, paylaşmanın ne kadar kıymetli olduğunu yeniden anlamaktı. İftar sofralarında bir araya gelen aileler, komşularla paylaşılan bir tabak yemek, kapısı çalınan ihtiyaç sahipleri… İşte Ramazan’ın gerçek ruhu tam da buydu. Bu mübarek ay boyunca belki de en çok unuttuğumuz değerleri yeniden hatırladık. Bir selamın, bir tebessümün, bir dua etmenin ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gördük. Sokaklarda iftar telaşı, camilerde teravih huzuru, sahur vakti şehirlerin o sessiz ama anlamlı hali… Tüm bunlar Ramazan’ın kalbimize bıraktığı izler oldu.

 

Şimdi Ramazan yavaş yavaş vedaya hazırlanırken insanın içinden şu geçiyor:

Keşke yılın her günü Ramazan’daki gibi merhametli, paylaşımcı ve sabırlı olabilsek Çünkü Ramazan aslında bize bir ay boyunca bir şey öğretti: İnsan olmak, paylaşmak ve gönül almak…

 Bu yüzden Ramazan giderken geride sadece boşalan sofralar değil; dolan gönüller, edilen dualar ve yapılan iyilikler kalmalı. Unutmayalım ki gerçek Ramazan, takvimden çıkınca bitmez. Eğer kalbimizde yaşatabiliyorsak, o ruh bütün yıl bizimle kalır.

 

Ramazan giderken içimizde bir hüzün bırakır ama aynı zamanda bir umut da bırakır…

Daha iyi bir insan olma umudu.

Varsın Hepiniz Haklı Olun… Ama Benden Uzak Durun
Yayın: 07 Mart 2026 02:55:28 Düzenlenmedi


 

Bazen insan susar… Çünkü anlatmanın, açıklamanın, kendini savunmanın artık bir anlamı kalmamıştır. Herkesin kendi doğrusu vardır, herkes kendi penceresinden bakar hayata. İşte tam da bu yüzden diyorum ki; varsın hepiniz haklı olun… Ama benden uzak olun.

Hayat insana çok şey öğretir. En çok da insanların gerçek yüzünü gösterir. İyilik yaptığınızda kıymet bilmeyenleri, zor zamanınızda yanınızda olmayanları, iyi niyetinizi zayıflık sananları tek tek tanırsınız. Ama bütün bunlara rağmen insanın içindeki vicdan değişmez.

Ben de değişmedim…

Evet, artık eskisi kadar saf değilim. Artık herkese aynı güvenle yaklaşmıyorum. Ama şunu da herkes bilsin ki; ben iyilik yapmaktan vazgeçmeyeceğim. Çünkü iyilik, başkalarının değil insanın kendi karakterinin göstergesidir.

Birileri kötülükle karşılık verebilir, birileri nankörlük edebilir, birileri arkanızdan konuşabilir. Ama insanın kendine olan saygısı, yaptığı iyiliklerden vazgeçmemesiyle ölçülür.Ben kimseye benzemedim, ben kimse gibi de olmayacağım.

 

Bugün bazıları beni anlamayabilir, bazıları yanlış yorumlayabilir. Ama önemli olan onların ne düşündüğü değil, benim vicdanımın ne söylediğidir.

 

Unutmayın…

Ben hâlâ iyilik yapmaya devam edeceğim. Ama artık herkese değil.

Ve şunu da herkes iyi bilsin:

Ben hâlâ aynı kalbe sahibim ama artık eski ben değilim.

Tüm Köşe Yazarları



ALİ DUYSAK
“Bir İyilik Çınarıydı… Gölgesi Hâlâ Üzerimizde” Mekanın cennet olsun fethi abim
Atiye Danış
SESSİZ YIPRANMA: NARSİST BİREYLERLE YAŞAMAK
AYFER KILIÇ
O BENİM İŞTE
Ayfer Turan
Azığınız neydi ?
DİLEM YASAK
BU ŞİİR SANA CAN
Emel Topal
BEN SENİ EN ÇOK
FERDA NAYMAN
YAPMACIK ÇİÇEKLER
Mehmet Mustafa Dogan
SAĞLIKLI YAŞAM SIRLARI
Murat OKUDUCU
Sevdiklerimizle Savaşmayı Bırakmak !!!
MUSTAFA ŞAYIK
DAĞINIKLIĞIN BEDELİ,SAVAŞIN GERÇEĞİ
Neval Kütük
ŞİMDİNİN FARKINDALIĞI
RAMAZAN GÜÇLÜ
DJİTAL ZORBALIK
Tandoğu Yazıcı
Kut’ül Amare Zaferi ni Unutmadık Unutturmayacağız
Z. Abidin Toprak
Evrenin Genişlemesi
Yukarı