logo
Yükleniyor...
logo
add image
Murat OKUDUCU

Murat OKUDUCU

Köşe Yazarı
mrtokuducu@gmail.com
Kayıt: 10 Kasım 2025
Toplam Ziyaretçi: 3,132

Son Köşe Yazıları

Kadim Semtimiz Fatih...
Yayın: 22 Mayıs 2026 21:34:58 Düzenlenmedi


Yıllarca memleketimi sorduklarında o kadar arada kaldım ki. “Peki, baban da mı İstanbullu? Deden de mi? O da mı, bu da mı?” Hep o kadar istedim ki, “Falanca şehrin falanca köyündeniz” deyip konuyu dümdüz kapatmayı. O yüzden köyünü, memleketini söylemeye çekinenlere çok kızarım. Hep bir köyüm olmalı gibi hissedip, olsun da istedim. Köye özendim. “İnşallah evleneceğim insanın köyü olur, bir memleketi olur,” derdim. Arkadaşlarımın köylerine gittim.


Bu, uzun süre bende bir kimlik çatışması gibi oldu. İstanbul’u bir memleket olarak söylemek istemedim, çünkü bence sahiplenilecek kadar bakir değildi. Herkesin çünkü İstanbul. Sonra bir gün şunu fark ettim:


Fatih benim köyüm. İskenderpaşa, Fatih Camii, Vefa, Nuruosmaniye, Süleymaniye. Eminönü, meşhur Mercan Yokuşu… 1800’lerden kalma mezar taşlarıyla Edirnekapı’da yatan aile büyüklerimiz, şehitlerimiz. Evet, İstanbul değil ama Fatih köyüm olabilir. Ve Kıztaşı muhallebisi, Vefa bozası, Kadınlar Pazarı’ndaki büryan kebabı bizim. Ve bizi İskenderpaşa’da herkes sever, bizi İskenderpaşa’da herkes tanır.


Burada doğduk, Allah bilir belki de burada, nasipse ölürüz.  

Fatihli olmak gerçekten değerli.  

Kadim bir şehir ve hiç bitmeyen, kendine ait bir döngüsü var.  

Tarihten gelen mirası en büyük kazancımız.  

Fatihli olmak ve Fatih’te yaşamak...  

Gücümüz daha rahat bir yerlere gidebilir, fakat sanki bunu ruhuma anlatmam pek mümkün gözükmüyor ve bu, ona nankörlük gibi geliyor.  

Son yıllarda bozulsada, hâlâ daha...  

Bazı dostlarımız evlerini taşısa da, her gün uzaklardan doğduğu semte gelip burada buluyor ruhunu, çocukluğunu.


Fatihli olup buradan taşınıp gidene sor: Hiç kimse “Beylikdüzülüyüm, Bahçeşehirliyim, Başakşehirliyim, Ataşehirliyim, Etilerliyim,” demez.  

“Ben FATİHLİYİM,” der. Bulamaz orada tarihten bir sayfa.


Bağımlılık yapar Fatih.  

Herkes birbirini tanır.  

Kimisi annemizin, kimisi babamızın arkadaşlarının çocuklarıdır.  

Farklı bir yanı vardır, hiç bitmeyen bir sevgisi vardır canım Fatih’imin.  

Tüm anılarımızın olduğu…


Sabah camı açtığında ezan sesine martı çığlığı karışır. İskenderpaşa’dan yükselen salavat, Süleymaniye’den esen rüzgâr gelir, dokunur yüzüne. Esnaf kepengini aynı dualarla açar, çocuklar aynı taş sokaklarda koşar. İşte o an anlarsın: Burası sadece oturduğun yer değil, kök saldığın yer. Gidersin, başka semtte uyursun ama ruhun hep burada sabahlar. Çünkü Fatih taşınılan değil, içinde taşınan bir yerdir.  

Fatih köyüm benim. Ne gitsem kopabilirim, ne kalsam doyabilirim...

Sevdiklerimizle Savaşmayı Bırakmak !!!
Yayın: 24 Nisan 2026 07:12:16 Düzenleme: 24 Nisan 2026 07:21:06

Bazı insanlar trip, kırgınlık, kıskançlık, sitem, sitem, sitem..sen çağırdın çağırmadın, sen aradın aramadın, hep sen'den, hep onlar'dan, başkalarının suçlarından ve hatalarından, kendi sarsılmaz masumiyetlerinden ve daimi haklılıklarından oluşuyor. Çok yorucular. Zalimlerin olduğu bir dünyada, onca düşman varken, en başta kendi nefsimizle mücadele etmek varken, sevdiklerimizle mücadele içerisinde olmak gereksiz, yorucu, baş ağrısı ve vakit israfı. Kalp israfı. Neden kendimizi ve sevdiklerimizi, böylesine yoruyoruz bilmiyorum.  


Birisi kalbimi kırdığında ya da saçma sapan sebeplerle sitem ettiğinde, hep aynı tepkiyi veriyorum. Anlamıyorum. Bilmiyorum ki ben bu duyguları. Trip atmak nedir bilmiyorum. Hesap sormak, hesap vermek nedir bilmiyorum. İlişkilerde tutulan hesap defterleri hangi dengeye göre ayarlanıyor, nasıl hep karşıdaki kişi haksız bulunuyor bilmiyorum. Ben adaletten yanayım; taraflar umrumda değil. Annem babam dahi olsa her zaman haklı olamaz. Bilmiyorum işte. Arayandan Allah razı olsun, kalbimi kıranı Allah affetsin, iyilik yapanın hayrını Allah kabul etsin, yormayan, sevdiğine nefes aldıran herkesi Allah sevsin, sevdiklerine de sevdirsin. Benim yolum bu, düşüncem bu. Ötesini bilmiyorum.


Sevdiklerimizle mücadeleye vaktimiz yok. Dünya yeterince yoruyor bizi. Biz birbirimize nefes olalım. Haklı çıkmayı değil, helalleşmeyi seçelim. Ben bilmiyorum sitem etmeyi; bilmek de istemiyorum. Bildiğim tek şey var: Kalbi yormayanı Allah sever.




Hayat zaten yeterince ağır. Bir de sevdiklerimizin omzuna yük olmasak, bilakis birbirimizden yük alsak? Kırıldığımızda susup dua etsek, kırdığımızda özür dileyip geçsek. Hesap tutmak yerine helallik biriktirsek. Çünkü günün sonunda ne kimin haklı olduğu kalıyor akılda, ne kimin kimi ne zaman aradığı. Sadece kim kimin yanında nefes aldı, kim kimin kalbine değdi, o kalıyor. Ben adaletin de merhametin de Allah katında olduğuna inanıyorum. Bize düşen yormamak, yorulmamak. Gerisi Allah’a emanet...


İslam' da Özgürlük Ve Sorumluluk
Yayın: 03 Nisan 2026 06:49:05 Düzenlenmedi

Çocuklara İslam'ı anlatırken, mesela tesettür konusunda " bu şekilde her şeyi yapabiliyorum, isteklerimi gerceklestirebiliyorum" mesajı veriliyor. Oysa her şeyi yapamazsınız, bazen durmanız gerekir; iman etmek, canının istedigini değil, Allah'ın emrettiğini yapmaktır. Dünya bunun tam tersi mesajlar veriyor. Tesettürlü kadınlar şarkıcı olabiliyor, sporcu oluyor ve bizden onları kutlamamız bekleniyor: özgürlük anlayışımıza göre hak veresiniz gelebilir ama nefsinizi kenara bırakıp, farzlara göre düşünürseniz, kıyafet tercihi ve hayat tarzı, yanlıştır. Erkekler, içkili ortamda kız erkek karışık oturup eğleniyor ve arkadaşlık "normal" görülüyor ama değil. Haram. Haram demeyi özledim yahu. Bazı seyleri toplum baskısı yüzünden konuşamıyoruz bile. Müslüman olan birinin farzlar, helal haram gibi konularda konuşması kadar doğal ne olabilir? İnanmayanlar elbette bize katılmayacaklar ve diledikleri fikri savunmakta serbestler ama bizim düşüncelerimizle neden mücadele ediyorlar anlamak mümkün değil. Ki bu benim düşüncem ya da isteğim de olmayabilir. Emre muhalif isteklerim olabilir ama haramsa haram derim. Normalize etmem, güzellemem. İnandığım din, bana ne söylüyorsa onu konuşmam ve savunmam kadar doğal bir şey olamaz. Yaşantımız İslam'a uygun olmadığı için, her günaha kolayca alıştığımız ve dünyanın bize dayattığı fikre daha fazla maruz kaldığımız için, bazı şeyleri normal görür olduk. "Ne var ki bunda.." diyoruz. Düşüncelerini de isteklerini de Allah'ın emirlerine boyun eğdirmelisin. Rabbine güvenen mümin, onun emrini bazen anlamasa da (ki sebebi yaşantımızdaki eksikliğin yansımasıdır, insan gününün çoğunu Netflixte geçirince eşcinselliği sempatik bulabilir mesela ve açık açık reddetmekte zorluk yaşar, gibi) kabul eder, iman eder. 


Çocuklara her şeyi aşırı pozitif göstererek anlatmak, uçsuz bucaksız özgürlük anlayışını empoze etmek yanlış bu sebeple. Ahlakına, imanına yatırım yapmadan önce karakter" diyoruz hep. Karakter inşasında da "isteklerini yapmalısın" mesajı kişiyi şımarık ve tembel yapar; "bazen istemediğin şeyleri de yapmalısın, bu hayatta mecbur olduğumuz şeyler var" demeli. Karakteri için bu mesajı verirsen, mesela odasını toplamak istemeyebilir ama zorunda, çocukta "mecburiyet ve istek" gibi iki kavram oluşur. Bu oluşumun üzerine büyüdüğünde anlatılan İslam, "istemiyorum ama kalkayim namazımı kolayım" şeklinde düşündürür ve görevlerini istemese de ihmal etmez. Bunlar basit örnekler ama ince ince büyürken işlenirse, kabulleniş daha kolay olur ve evladımıza, yapıp yapmama tereddütü değil, lezzete odaklanacagi bir miras bırakmış oluruz.


Çocuklar çok özgür ve isteklerine odaklanmış vaziyette büyütülüyor. Kitaplar bu mesajı veriyor. Her insanın kendi istediği hayatı yaşaması ve isteklerini yapması mükemmel bir şey ama herkes isteklerini yapamaz, bu korkunç bir düzensizlik meydana getirir. Bir seylere mecburuz. İnsanı olarak da, müslüman olarak da. Harama yaklaşmamak, bazen canın haram bir şeyi istese de yapmamak, bazen bir konu nefsine zor gelse de kabul edip iman etmek gerekiyor. Yapma ama iman et. Saçın biraz gözüksün bonenden ama "tesettür bu değildir, Allah bana daha iyi kapanmayı nasip etsin" de. "Böyle de olur yaaa, ben bu şekilde kapatıyorum" deme. Gri eşofmanla ya da dar giyerek sokağa çıkan erkeğin vücut hatları belli olur ama o böyle rahattır? Böyle mi düşünelim. "Herkes istediği gibi giyinsin? Kimse karışamaz"


Eğer Müslümansan, emre tabisin, Allah karışır. Kardeşlerin üzülür karışır. Anan baban dini değerleri ayaklar altına alıyorsun diye kızar karışır. Bizler bir cemaatiz, birbirimizden de sorumluyuz. 

Müslüman değilsen zaten dediklerim sizi kapsamıyor. Sizin de dünyaya ve insanlara karşı mecburiyetleriniz var elbette.


Emirler nettir ve evrenseldir, bazı değişiklikler gösterir ama şahsi zevklere göre şekillenmez İslam. İstediğin gibi değil, emredildiği gibi yaşadığın bir dindir İslam.


Çocuklara da bunu öğretmek gerekiyor. Elbette her yaşın eğitimi başka. Bunlar ayrı bir konu. Fakat önce karakter eğitimi. İyi yetiştirilmiş çocukların uzerinde İslam, çok güzel duruyor. Çok daha doğru, yaşanabilir duruyor.


Çocuklara İslam'ı anlatırken, sadece "yap" ve "yapma" demekten ziyade, nedenlerini ve hikmetlerini anlatmak da önemli. Bu şekilde, çocuklar sadece emirlere itaat etmeyi değil, aynı zamanda Allah'ın emirlerinin arkasındaki hikmeti de anlamaya başlayabilirler ve anladıkları yaşamı daha şevkle içlerinden gelerek yaşarlar.

Zamanın Yolculuğu- Ahir Zaman
Yayın: 11 Mart 2026 22:44:06 Düzenlenmedi



Herkesin bir derdi var, herkes çok dertli. Hepimizin telaşı, sıkıntısı, endişeleri, üzüntüleri ve hatta korkuları veya beklentileri var. Çok çalışıyoruz. Yine de ne kendimize, ne sevdiklerimize ne de etrafımızdakilere yetebiliyoruz. Bazen, gün içinde durup düşünmek (ki durmak, mucize gibi bir şey artık hayatın akışı içerisinde) "kendim için bir şey, herhangi bir şey ne zaman yapacağım?" diye düşünüyorum. Çok aşırı meşgulüz, çok. Hakikaten büyüklerimizin dediği gibi ahir zaman çok kısa kalıyor. Sadece geçinmeye çalışmak, yaşamak için asgari ücreti kazanmak bile günün yarısından fazlasını kaplıyor. Kalanında da uyuyoruz. Ailemize, çevremize, kendimize vakit kalmıyor. Ruhumuzdaki ağaçları bir bir söküp apartmanlar dikiyorlar; karanlıklar, korkular, yalnızlıklar... Bir rüzgara kapılmış gidiyoruz. Nefes alamıyoruz, farkında değiliz, ya da yapacak hiçbir şeyimiz yok. Mecburuz, başka çaresi yok gibi geliyor. Böyle yaşamaya devam edeceğiz. Karnımızı doyuruyoruz, kalbimiz hep aç!



İyiliği Anlat, İyiliği Yay...
Yayın: 13 Şubat 2026 21:08:01 Düzenlenmedi

İyiliği, yapan değil, iyilik yapılan ve iyiliğe şahit olanlar anlatmalı. Çünkü iyilik, kalpteki sevgiyi ve merhameti arttırır; şevk verir, başkalarını da iyiliğe teşvik eder.


Birini ziyarete gittiğinde, kapıyı açan kişi "uyuyor" diyorsa, içeri de davet etmiyorsa, geri dönersin. Kapıyı açan kişi, ziyaret edilecek kişiye "falanca geldi, uyuyordun" vs gibi bilgi vermelidir. Bu, "ziyarete gelmedi" düşüncesinden uzaklaştırır, gönlü sıcak tutar.


Annen baban evde olmadığında, akraban kapına gelip "bir şeye ihtiyacın var mı? " diye soruyorsa, bunu ailene anlatmalısın. Bilmek, insanların hoşuna gider.


Bir büyüğün sana harçlık veriyorsa, bir arkadaşın sana yemek ısmarlıyorsa, birinden iyilik görüyorsan, bunlar "taşınacak laf" hükmündedir. İçine atma. Yay. Paylaş. Haber ver. Bilgi ver. İyiliği yapan kişi sağda solda "ben bunu bunu yaptım" diye anlatmayacak, anlatmamalıdır. İyilik yapılan kişi anlatmalı, iyiliği yaymalı ve iyiliğin muhabbeti edilmelidir.


Birbirimize, başkalarını sevdirecek bilgiyi aktaralım. İyilik gördüğümüzde bunu sır olarak saklamayalım. Bir esnaf bana yardım ettiyse, bunu eve gelip anlatırım. Annem de "Allah razı olsun" der, dua eder. Komşu, hasta olduğumda bi kap yemek getirirse, bunu çevredekilere anlatırım. Herkes komşuma dua eder ve tanıyanlar da tanımayanlar da onun için sıcak duygular besler. Çöpçü arabası, tam bir çocuğa çarpacakken aniden durursa ve çocuğun yüzündeki o korkuyu silene kadar işçiler türlü tatlılıklar yaparsa, çöpçülerin gülümsetme çabalarını konuştuğum herkese anlatırım.


İyiliği hatırlarım, iyiliği anlatırım. İyiliği arttırmak isterim.


Öyle yapalım. Lütfen. Çünkü yapılmadığında, iletişimsizliğin nice bağı kopardığını, bilgisizlik anında kötü zanna meyilli olduğumuzu çok fazla gördüm. Bize yapılan ya da şahit olduğumuz en ufak iyiliğin dedikoducusu olalım.


"Unutmayalım ki, iyilik sadece yapılan iş değil, aynı zamanda anlatılan sözdür. Birinin iyiliğini anlatmak, o iyiliği yüz katına çıkarır. Öyleyse, iyiliği gördüğümüzde susmayalım, iyiliği yayalım. Çünkü iyilik, kalplerde yankılanan bir sestir ve bu sesin yayılması, dünyayı daha güzel bir yer yapar."

Güzelliğin Ötesinde ; Sevgi
Yayın: 18 Ocak 2026 08:41:06 Düzenlenmedi


İnsanların birbirini severken çok sık kullandığı bir kelime var. Güzel. 

Güzeli arıyor, güzeli seviyoruz. Bu da ister istemez bir baskı oluşturuyor "daha güzel görünmek, daha çok kendimizi sevdirmek" için atmadığımız takla kalmıyor. Sevdiğimizi güzel buluyoruz, elbette öyledir. Hani süslü laflar vardır "sen dünyadaki en güzel kadınsın" falan. Vaov yani. Hayır. Güzel ve yakışıklı kişiler de vardır, hayatı dış güzellikten mahrum yaşayanlar da. Bu yanlış değil. Sahte romantizm, bir süre sonra balon gibi sönüyor. Sen dünyadaki insanların en güzeli değilsin ama ben seni seviyorum. Ben seni bir bütün olarak aldım. Yalan da söyleyemem. Senden daha güzel, daha çekici, daha karizmatik bi milyon insan var ama ben seni seviyorum seni. Başkasını değil. Daha güzelini değil. Seni. Bunun için çok güzel olmana gerek yok. Kendimizle barışık olmayı, her konuyla ilgili dalga geçip gülebilmeyi, birbirimizi her koşulda kabul etmeyi seviyorum. Konuştuğumuz her şeyi, paylaştığımız her anı seviyorum. 


Başına ne gelirse gelsin, bir ömür seninle ilgilenmem gerekse de, yüzüne bakilmayacak hale gelsen de, hastalıkta sağlıkta, sivilcede yarada, ben seni seviyorum. Yalnızca seni görüyorum, sana koşuyorum, seninle yaşıyorum.


"Ve biliyorum ki, sen de beni sevdiğin için, benim de kusurlarımı, eksiklerimi, zayıf yönlerimi sevmen için seviyorum. Birbirimizi tamamlıyoruz, birbirimizi daha iyi hale getiriyoruz. Bu, sevgi değil mi zaten? Kendi eksikliklerimizi, zayıflıklarımızı, güzelliklerimizi paylaşmak, birlikte yaşlanmak..."


"Sırların Gücü; Dostlukta Sınırlar"
Yayın: 02 Ocak 2026 23:42:02 Düzenleme: 03 Ocak 2026 08:44:36



Sırlarımı birine anlatırsam, aklıma şu söz gelir: "Sırrını verme dostuna, o da gider anlatır kendi dostuna." Böylece başkalarının da öğreneceğini ve insanların asla unutmuyor oluşunu düşünür, anlatmaktan vazgeçerim.


O yüzden kendimle alakalı pek, bu yaşıma kadar neredeyse, gerçekten hiç konuşmadım. Çünkü "Birine anlatmam lazım, yoksa çatlayacağım" diye bir hastalık var insanlarda. Çok yüksek oranda, hemen hemen herkes duyduklarını birine anlatır. Eşine anlatır, annesine anlatır, bir başka arkadaşına anlatır. Bazen iyi niyet altında "Onun için ne yapabiliriz?" diyerek, bazen öylesine, içimizde tutamadığımız için "Kimseye söyleme ama aramızda bak" diyerek... Ya da unutmaz.


Çoğu kişi, "Dün kim olduğun önemli değil, bugün kimsin?" demez. Hep hatırlar. Ne söylesen aklından geçer ya da ağzından çıkar: "Ama sen de önceden şöyle yapmıştın..."


Tövbenin farklı çeşitleri vardır. Bazen tövbe edersin, Allah affeder. Bazen Allah affeder ve hatırlatmaz da. Bazen Allah affeder, unutur ve sana da unutturur. Hesap vereceğin zaman, öyle bir günahın, geçmişinde çıkmaz. Bu müthiş bir af mertebesidir, kalpten ve ısrarlı tövbe gerektirir. Ama insanlar unutmaz. Hep hatırlar ve çoğu zaman yüzüne vurur.


Bazen de küsersek ne yapar, endişesi duyar, yine anlatmaktan kaçınırsın. Hep bir güvensizlik, şüphe... Bu çok kırıcıdır, fakat ne yazık ki Allah için yaşayıp, onun istediği şekilde davranmazsak, sonuç budur. Dostluğumuz, kardeşliğimiz ne yazık ki yaralar almıştır.


Sırlar güzeldir. Her zaman öyle, ama bu çağda her şeyin kayıt altında olduğu, kameraların her an açıkta kaldığı ve unutulmadığı günlerde, sınırlar da güzeldir. Herkesin haddini bilmesi, ağzını tutabilmesi, konuşacağı zaman da doğru konuşması gerekir. Yargılamak bizim işimiz değil. Hatırlatmak vardır ama güzeli, doğruyu, iyiyi,tövbeyi, namazı hatırlatmak vardır.


Allah bizleri affetsin ve hayırlı kardeşler, sağlam yoldaşlar nasip etsin. Bulunur mu? Bulunur. Az mı? Az. Biz birilerine duruşumuzla sağlam dostlar olalım da, birileri de elbet bize yoldaşlık, kardeşlik eder...


Müslüman Kimliği: Ayna ve Örnek...
Yayın: 27 Aralık 2025 00:41:29 Düzenlenmedi


Bugün günlerden cuma, Müslümanların bayramı saydığı gün ve bugünün müminlere Diyanet'in çok güzel bir öğretisi vardı; giden mümin kardeşlerimin aklına yer etmiştir. Günün konusunun özetini bir başlık koyacak olursak "Kimlik, Müslüman Kimliği" diye başlık atabiliriz.


Yılbaşı gelirken, biz Müslümanlar ile Hristiyan inancındaki insanlar arasında dağlar kadar yaşam tarzı farkımız olması lazımken, ne yazık ki bazı Müslüman aileler, Hristiyan aile bireyleri gibi yılbaşına özel hazırlıklar yapıyor. Daha önceki yazımda "Ahireti Unutturuyorlar, Unutma" diye başlıklı yazımda değinmiştim. Bu farklılıklara dikkat edip Müslümanlar olarak farkımızı koymamız gerektiğini anlatmaya çaba göstermiştim siz değerli okuyucularıma.


Diyanetimiz bugün aynı şekilde bu konunun üzerinde durarak Müslüman kimliğini insanlarımıza hatırlatıp yanlışa düşmemesi için güzel bir ders niteliğinde hutbe hazırlamış. Allah razı olsun.


Lakin bugün bu güzel cuma günümüzün sonunda camiden üzüntülü ve huzursuz çıktım. Camimizin iki hocası, kıymetsiz denilecek bir konu üzerinden tartışma başlatıp birbirlerine âhlar, beddualar savurdular. Aralarına girdim, ayırdım; lakin ne yazık ki imamlar birbirlerine kalplerini buza çevirdiler.


Yakın çevremizde, insani ilişkileri geliştirmeden nasihate başvurmak, birbirimizi değiştirmeye çalışmaktan öte adeta zorlamak faydasız; çokça tecrübe etmedik mi? Bağları kuvvetlendirmeden, birbirimizi başka konularda onarmak güç. Kendimizi düzeltelim, önce biz değişelim.


İmam böyle yaparsa cemaat ne yapmaz, örneğine birebir nail oldum bugün. Bazen eşler de öyle. Birbirini değiştirmeye zorladığına şahit oluyorum çoğu zaman. Karşımızdaki kişiyi değiştirmeye çalışırken kullandığımız üslup, tavır çoğu zaman yanlış; aramızdaki bağın onarılması gerektiği aklımıza gelmiyor.


Onu bırak, sen ne kadar nefsini feda edebiliyorsun? Belki iyi bir amaç için, sevdiklerimizin daha iyi bir insan, Müslüman olması için uğraşıyoruz, ama yolumuz başka, hedefimiz başka.


Kimse "Ben çok şey bekliyorum. Acaba ben ne verdim kendimden, ne değiştirdim, hangi sevilmeyen huyumu düzelttim?" diye kendini hesaba çekmiyor. Değişmek istemeyeni, değiştirmek için kaba kaba uğraşıyor. Yargılıyor. Yola sokmak yerine, yoldan çıkarıyorlar...


Yumuşak huyluluk, güzeldir. Kimsenin hesabını biz tutmuyoruz. Öğüt vermenin de bir sınırı, yeri var. Her an öğüt dilinde gezemiyorsun. Kişi, öğüt almaya da açık olmalıdır.


Bizim ilk ve en önemli sorumluluğumuz, iyi örnek olmaktır. Bu da, iyi yaşamakla mümkündür. Dinimizin, dilimizin, ilmimizin, tavrımızın, ahlakımızın iyi olması gerekir. Üslubun iyi olması gerekir. Çok işimiz var demektir yani. Biz değişirsek, değişir her şey.


İslam hayatın her alanına, her köşesine ışık tutuyor. Aydınlatmadığı tek yol yok. Tek çatı yok. Kök saldığı kalbi yaşatıyor. İnşaallah hepimiz, yalnızca namazdan, tesettürden değil, dinin tüm güzelliğinden nasibimizi alırız ve bunu yansıtırız. Örnek olur, örnek alırız.

Utanmazsan dilediğini yap !!!
Yayın: 19 Aralık 2025 19:55:39 Düzenlenmedi

Bak kardeşim sen özgürsün ne yaparsan yap lakin utanılacak bir şey yapma. Bunu söylerken sahihliği konusunda emin olmadığım ama hadisi şerif diye bildiğim söz "utanmazsan dileğini yap" sözü insanların peygamberlerden öğrenegeldikleri sözdür.Düşlerin zengin olabilir ama güzel şeyler hayal et. Susuzluğunu insanların alın terini içerek giderme. İnsanların alnının teri kurumadan haklarını ver. Kumar oynuyorsan evinin rızkını yediğini unutma. Kitap okumayı sevmiyorsan insanların canına okumayı tercih etme. Gözün yükseklerde diye alçaklık yapma, alçaklaşma. Aç gözlü olabilirsin, istediğini ye ama aç gözlülüğün sana hak yedirmesin. Kötülük yapmak için binlerce sebep olsa da sen her zaman iyilik yapmayı seç iyilik her zaman güzeldir insan kendine yakışanı güzel olanı seçmeli. Dedim ya düşlerin zengin olabilir ama bir sürahiyi doldurmanın cebini doldurmaktan daha değerli olduğunu aklından hiç bir zaman çıkartma.

Müzik aletleri çalmayı beceremezsen kimsenin arkasından teneke çalıp baş ağrıtma. Hayvanları sevmiyor olabilirsin lakin kötü adamları aşağılamak için "hayvan herif" deyip onlara iltifat etme. Çizgiyi aşıyorsan senin alanına girenlere de sesini çıkaramazsın. Suya sabuna dokunmuyorsan, icraat yapan emek veren kimsenin eline diline laf etme! Fırıncıların ekmeğin gramajından çaldığını görüyorsan yüzlerine vur. Yalanlarla gözlerinin boyanmasından hoşnut oluyorsan evinin duvarını da siyaha boya! Pişpirik oynamaktan başka bir şey bilmiyorsan, dama,satranç oynayanlara saygısızlık etme.


Başkalarının hayatını değiştirmeye uğraşıyorsan evvela kendini değiştir. Hiçbir şey bilmiyorsan haddini bil. Eğer aklını başına getiriyorsa çektiğin acıya teşekkür et. Kendini nerede kaybettiysen orada kazanmayı dene. Vicdani problemlerini çözemediysen iki kere iki dört etmiyor diye dert etme, ağzından çıkan cümlelerin insanlık oranlarını hesapla. Vicdan; evlerimizde ki duvarda asılı olan ağzına haram lokma değmeyen kıymetli dedelerimizin fotoğrafına bakıp gurur duymaktır çünkü.


Boşa yanan bir lambayı söndür ama hiçbir insanın ocağını söndürme. Erkekçe ağlamayı beceremiyorsan yağmuru bekle. İnsanları satın alacak gücün varsa onlar da seni satacaktır, o yüzden mendil satan yaşlı bir kadından hayır duası al. Kaybettiğin paraya üzülme kaybetmediğin değerlerle gurur duy. Başkasının hayatından giyiminden kuşamından "bana ne" ama hiçbir haksızlığa "bana ne" deme.


Bu yazıyı insanlık onurundan sapmayan ve hayatta hile yapmayan insanlar için yazdım. Onlar beni anlar! Yalanın ve iftiranın diliyle konuşanlarla işimiz yoktur. Onların tek kefeli terazilerinde okka yoktur zaten cukka ve haram vardır!

Ahireti unutturuyorlar unutma...
Yayın: 10 Aralık 2025 21:13:45 Düzenlenmedi


Eskiden insanlar arasında yaşam tarzı farkı vardı. Şu topluluk, şu şehir, şu kesim vs deyince, hemen anlardınız nasıl giyinir, nereye gider, ne muhabbet döndüğünü. Şimdi günümüzde o fark yok. Herkes aynı hayatı yaşıyor; müslümanın başkalarından bir farkı olmayınca, İslam ile arasındaki uçurum da artıyor. Bu gerçekten çok üzücü. Çünkü yaşam tarzında bir farklılık olmayınca, inanç zayıflıyor, yapılan bir iki ibadet de bizi başkalarından ayırt etmeye yetmiyor, zamanla onlar da zayıflıyor ve baskın taraf galip geliyor. Müslümanlar, İslamı yadırgıyor ve yaptıkları için "ne olacak ki" diyor. "Kadın erkek cafede otursam ne olacak ki, sohbet ediyoruz. Bir iki saç telim gözükse, tunik pantolon giysem, pantolon dar olsa ne olacak ki.. Şortum kısa ama edepliyim, edebimi bu ölçemez ne olacak ki.. bir kere gideceğim ne olacak ki"

Ne olacak ki, diye diye kendimizi mahvediyoruz.


Bir röportajda denk gelmiştim "Müslümanlar, İslamdan bıkmış" diye. Aynen böyle bir yaşam tarzı. Tesettürü, kadın-erkek arasındaki haramları gereğince uygulamıyor; her yere gidip, her şeyi yapma özgürlüğünü Allahın rızasından üstün görüyorsak, korkuyorum ki bu aynılık felaketimizi getirecek. 


Geliyor da ne yazık ki. Kabul ettiğimiz, alıştığımız şeyler beni içten içe üzüyor.  


Müslüman, Allah kelamı edilmesinden sıkılmaz. Kur'an okur. Tesbih çeker. Bir yere davet edildiğinde Allah bundan razı olur mu diye düşünür ve ona göre karar verir. Bir şey konuşurken, doğru konuşur, doğru zamanda konuşur. Bunu Allah rızası için yapar. Hayatımızın ana başlığı, Allah rızasıdır. Kendi nefsimizin istediği yahut da başkalarına özenip onlar gibi yaşayıp, bunları öncelikli tutamayız; inanıyosak, Allah nasıl emrettiyse öyle yaşamak, O nasıl buyurdu ise öyle olmak zorundayız. Akıbetimizin farklı olması için, yaşam tarzımızın da bir farkı olmak zorunda...



Tüm Köşe Yazarları



ALİ DUYSAK
Artık Kopsun Kıyamet!
Atiye Danış
Sahi Sevgi Neydi?
AYFER KILIÇ
PARÇA PARÇA
Ayfer Turan
Kandık
DİLEM YASAK
CAM KIRIKLARINI
Emel Topal
BİR SEN VARDIN
FERDA NAYMAN
ELİMDEN GİTTİ
M.ilknur Öztürk
KERİM İLE ZEYNEP
Murat OKUDUCU
Kadim Semtimiz Fatih...
MUSTAFA ŞAYIK
ÖĞRETMENLİK SADECE BİR MESLEK DEĞİL BİR KARAKTER MESELESİDİR
Neval Kütük
NEDENSİZ MUTLULUK
RAMAZAN GÜÇLÜ
SANAL TEHLİKE
Tandoğu Yazıcı
Mora Katliamı
Yukarı