Dokunsalar ağlayacağım bir ömür boyu...!
Ve değseler hüznüme döküleceğim parça parça...!
Bir anlık değil boğulduğum bilinmezlik...
Acısı çıkıyor sustuklarımın,
OYSA GÖRÜNÜRDE İYİYİM BEN
Ayfer kılıç
ÖMÜR KELEBEK.E
GECE YARISI
CAN DOSTUM ÖMÜR KELEBEK..E
VAKİT BİR HAYLİ İLERLEMİŞ
BEN ALANYA.İNCE KUM MEVKİNDE
GECENİN HUZUR VEREN SESİZLİGİNDE
KİMSELER YOK SOKAKLARDA
DENİZ DALGALARI
BİR KAÇ ARABA SESLERİ
VE SOKAK LAMBALARINDAN BAŞKA
GECENİN HUZUR VEREN SESSİZLİGİNDE
BEN DEVRİYEDE
GÖZLERİM UYKUYA YENİK DÜŞMEK ÜZERE
VE...........................
BEN SENİ DÜŞÜNÜYORUM O....ELA GÖZLERİNİ
BEN SENİ DÜŞÜNÜYORUM.......
BİRDE KENDİMİ
ALİ DUYSAK
Gözlerim yaz yağmuru
Yüreğimde binbir soru
Görürseniz eğer onu
Sakın bir şey söylemeyin
Mutlu bilsin her günümü
Söyleyin hep güldüğümü
Yavaş yavaş öldüğümü
Sakın ona söylemeyin
Şarkılara küstüğümü
Kadehleri kırdığımı
Boynum bükük gezdiğimi
Sakın ona söylemeyin
Söylemeyin onu özlediğimi
Deli gibi sevdiğimi
Yavaş yavaş öldüğümü
Sakın ona söylemeyin
AYFER KILIÇ
Çanakkale harbinin devam ettiği günlerde bir Ramazan arefesiydi. Cephe kumandanı Vehip Paşa 9. Tümenin genç imamını çağırarak mahzun bir şekilde istemeye istemeye şöyle dedi:
- Hafız! Yarın Ramazan Bayramı. Asker toplu olarak bayram namazı kılmak istiyor. Ne dediysem, vazgeçiremedim. Ancak böyle bir şey pek tehlikeli, yani düşmanın arayıp bulamayacağı toplu bir imha fırsatı olur. Münasip bir dille bunu etrafa sen anlatıver!...
İmam Efendi, Paşanın yanında henüz ayrılmıştı ki karşısında nur yüzlü bir zat çıktı ve:
- Oğlum sakın ola askerlere bir şey söyleme, gün ola hayr ola. Allah ne derse öyle olur, dedi.
Ertesi sabah herkesi hayrette bırakan ilahi bir tecelli yaşandı. Gökten hevenk hevenk bulutlar indi ve gönlü Allah'a kulluk aşkıyla dopdolu olan mü'min askerlerin üzerini kapladı. Onları dürbünle gözleyen düşman kuvvetleri artık bembeyaz bulutlardan başka bir şey göremez oldu. O sabah bambaşka ve manevi bir heyecan içinde kılınan bayram namazında alınan gür tekbirler dalga dalga semaya yükseliyordu. Nur yüzlü ihtiyar zat Fetih Suresi'nden bir kısım ayetleri tilavet ederken askerlerin gönüllerinden taşan kelime-i tevhid sesleri birer iman sayihası halinde düşman saflarından bile duyulmakta idi. İşte bu esnada İngiliz kuvvetleri arasında büyük bir kargaşa baş gösterdi. Zira çeşitli İngiliz sömürgelerinden kandırılarak toplanıp getirilmiş bulunan bir kısım Müslüman askerler yine kendileri gibi Müslüman bir toplulukla savaştıklarını, işittikleri tekbir ve tevhid seslerinden anlamış ve bunun üzerine isyan etmişlerdi. Ne yapacağını şaşıran zalim İngilizler, onların bir kısmını kurşuna dizdi. Diğerlerini de alelacele cephe gerisine çekmek zorunda kaldılar.
AYVALIK DERE
Ayvalık Dere Köprüsü,
Nilüfer çayı üstünde;
Kimsenin olmaz korkusu
Nilüfer Çayı üstünde.
İlmek ilmek tarih kokar,
Geçenler imrenip bakar,
Bir selâmı hemen çakar
Nilüfer Çayı üstünde.
Kurda kuşa umut verir,
Onu gören hemen gelir,
Yüreğe dokunur kalır
Nilüfer Çayı üstünde.
Çayır çimen, gelincikler,
Dostları bördü böcekler,
Kanat çırpan nice renkler
Nilüfer Çayı üstünde.
Ördekler neşeyle yüzer,
Çoluk çocuk zevkle gezer,
Uzaktan ay sizi süzer
Nilüfer Çayı üstünde.
Özgen çay bahçesi yanda
Müzik sesi gelir anda,
Meraklıysan gel gör sende
Nilüfer Çayı üstünde.
Nice güzellikler saklı
Tarihlerinde dir aklı
Yeşil Bursa’mız çok farklı
Nilüfer Çayı üstünde.
Karşıdadır Uludağ ’ım,
Bereketli üzüm bağım,
Kuvvetlidir aile bağım
Nilüfer Çayı üstünde.
Kültüre ağırlık verir
Nazım Hikmeti de görür
Bilgiyle donanıp durur
Nilüfer Çayı üstünde.
Dere boyunda çınarlar,
Hemen gelir yorulanlar,
Ne mutludur görsen anlar
Nilüfer Çayı üstünde.
Yüzüncü Yıl Muhtarlığı,
Yanı başta çay ocağı,
Sağlık verir yudum çayı
Nilüfer Çayı üstünde.
Anlatarak bitiremem,
Uzaktaysan gelin demem,
Yakındaysan gelin hemen
Nilüfer Çayı üstünde.
Beydağı’nın Kızı yazdı,
Gelip görsen bütün yanı,
Tarih kokusudur şanı
Nilüfer Çayı üstünde.
BEYDAĞI’NIN KIZI
Günvar KORKMAZ
13.02.2026
Hz.Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler, derlerki
-Ey halife bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin. Bu söz üzerine Hz.Ömer suçlanan gence dönerek:
-Söyledikleri doğrumu diye sorar.
Suçlanan genç derki evet doğru bu söz üzerine Hz Ömer:
-Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.
Bunun üzerine genç anlatmaya başlar,derki :
-Ben bulunduğum kasaba hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Hayvanlarımın arasında bir güzel atım varki dönen bir defa daha bakıyor hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyva koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş atım oracıkta öldü, nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım babası öldü, kaçmak istedim, fakat arkadaşlar beni yakaladı,durum bundan ibaret,dedi.
Bu söz üzerine Hz Ömer söyleyecek bir şey yok bu suçun cezası idam, madem suçunu da kabul ettin...Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:
-Efendim bir özrüm var, ben memleketinde zengin bir insanım babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı, gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım şimdi siz bu cezayı ifnaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettğiniz için Allah indin'de sorumlu olursunuz, bana üç gün izin veriseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün için de yerime birini bulurum der.
Hz Ömer dayanamaz derki:
-Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalırki? der,Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar derki,
-Bu zat benim yerime kalır, o zat Amr ibni As' dan başkası değildir. Hz Ömer Amr 'a dönerek
-Ey Amr delikanlıyı duydun, der.
O yüce sahabi:
-Evet, ben kefili, der ve genç adam serbest bırakılır.
Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur, Medinenin ileri gelenleri Hz Ömere çıkarak gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr'ın idamın yerine, maktülün diyetinin verilmesini teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz, derler.Hz Ömer kendinden beklenen cevabı verir, derki,
-Bu kefil babam olsa farketmez, cezayı infaz ederim.
-Biz de sözümüzün arkasındayız.
Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.
Hz Ömer gence dönerek derki,
-Evladım gelmeme gibi önemli bir fırsatın vardı neden geldin.
Genç vakurla başını kaldırır ve:
-Ahde vefasızlık etti demeyesiniz diye geldim, der.Hz Ömer başını bu defa çevirir ve Amr'a derki,
-Ey Amr sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?Amr :-Bu kadar insanın içerisinden beni seçti, insanlık öldü dedirtmemek için kabul ettim der.
Sıra gençlere gelir derlerki,
-Biz bu davadan vazgeçiyoruz, bu sözün üzerine Hz Ömer :
-Ne oldu biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?
Gençlerin cevabı dehşetlidir :
- Merhametsiz insan kalmadı demeyesiniz diye.
İmam-ı Azam Ebu Hanife rh.a.'in arkadaşlarından, o dönemin hadis ve kıraat âlimlerinden Süleyman A'meş, bir gece evinde eşiyle tartışmış ve hanımını biraz incitmişti. Buna rağmen tartışmadan hemen sonra hanımıyla tekrar konuşmak istemiş, ama hanımı kocasına kırgın olduğu için, adamın sözlerini cevapsız bırakmıştı.
Adam öfkeyle:
-Niçin bana cevap vermi yorsun? diye hanımını bağırıp, azarladı. Fakat bir cevap alamadı.
A'meş'in kızı babasına:
-Bu gece olmasa da, yarın sabah konuşur seninle, dediyse de adamın öfkesi dinmedi:
-Eğer bu gece benimle konuşmazsa, benden kesin boş olsun, dedi.
Kızcağız da annesini konuşması için ikna etmeye çalıştı. Ama annesi inat etti, konuşmamakta direndi.Karısının konuşmamakta kararlı olduğunu gören A'meş'in ise az önce öfkeyle ettiği yeminin ciddiyeti aklına geldi, söylediğine pişman oldu. Eşiyle boş olmaktan kurtulmak için care düşünmeye başladı. Gecenin bir yarısında giyinip evden cıktı. Doğru Ebu Hanife Hazretlerinin evine gitti. Ebu Hanife onu içeri alıp derdini sordu. A'meş karısıyla olan hadiseyi anlattı, dert yandı:
-Bu kadın bu tavrıyla benden kurtulup kaçmak istiyor. Beni sıkıntıya sokmasından korkuyorum. Kendisi çocukların annesidir. Onu boş olmaktan kurtarıp beni rahatlatacak bir care var mı? diye sordu.
Ebu Hanife:
-Üzme kendini. Allah'ın izniyle bir care bulunur, dedi.
Ebu Hanife, A'meş'in oturduğu yerdeki mescidin müezzinine haber gönderip yanına çağırdı. Bu gece sabah ezanını henüz vakti girmeden okumasını tenbihledi. A'meş de evine dönüp, ezanı beklemeye başladı. Daha sabah olmadan okunan ezanı duyan A'meş'in hanımı, sabah oldu da boşanması gerçekleşti zannederek konuştu:
-Oh be! dedi. Senden kurtuldum, kötü huylu herif!
A'meş ise kıs kıs gülerek cevap verdi:
-Henüz sabah olmadı. Sen de konuşup yeminimi bozdun. Bize çare gösterenden Allah razı olsun.
Yusuf Yavuz
Semerkand dergisinden alınmıştır.
Bir isyankar görürseniz meyhanelerde
Bilinki o benim işte
Ağlayarak geziyorsa caddelerde
Bilinki o benim işte
Okul bahçesinde bir ümitsiz geziyorsa
Bilinki o benim işte
Ayrılık acısıyla yıkılmış ağlıyorsa
Bilinki o benim işte
Ümitsiz gözleri yaşla dolmuş
Kuruyan gülleri elinde kalmış
Kuytu köşelerde kahrolmuş
Birini görürsen bilki o benim işte
Kaderi evvelden kötü yazılmış
Kefeni dikilmiş kabri kazılmış
Aşk yüzünden sevdiğine isyan etmiş
Birini görürseniz bilinki o benim işte
AYFER KILIÇ
Kırgınım kendime
Hayata rengarenk bakmadı diye
Kırgınım kendime
Yolda yürürken dimdik yürümedim
Diye ..
Kendime verdiğim sözleri yerine
Getirmedim diye.
Kırgınım kendime
Korkak bir kedi gibi köşeye
Sıkıştı diye.
Kırgınım kendime
Hep kendini başkalarına
Feda ettim diye.
Benim kırgınlığım kimseye değil
Sadece kendime ..
KIRGINIM işte kırgın
AYFER KILIÇ
KÖLN / ALMANYA
Duydum da sevdayı
Hiç duymadım kara sevdayı
Olurmu öyle şey
sevdanın karasımı var derdim hep
Büyük konuşmuşum meğer
Büyük..
Varmış sevdanın karası
düşmeye gör bir kere
Etrafında ordu kadar insan olsa
Yanlız hissedersin kendini
Her tarafın aydınlıkken
Karanlıkta zannedersin
kendini
Oturursun bir köşeye
dalarsın düşüncelere
Sonra içini derin bir hüzün kaplar
Simsiyah bir duman sarar etrafını
Nefes almakta güçlük çekersin
Sanki
yüreğine bir hançer saplanır
Hissedersin o acıyı ciğerinin derininde
Yavaş yavaş
eridiğini fark edersin
Düşmeyin sevdanın karasına
Zordur kara sevda....
AYFER KILIÇ
KÖLN ALMANYA
GÜNÜN DUYGU SÖZÜ
SEVDİGİNE UZAK OLAN
HER YER GURBETTİR
AYFER KILIÇ
KÖLN ALMANYA
Son Köşe Yazıları
NEDENSİZ MUTLULUKBirey beden olmadığını anlayıp ebedi öz olarak hareket ettiğinde duygular serbest kalır. Birey gerçekte...
(13 Haziran 2026 19:25:27)
Ne oldu demeden soru sormadanBaş eğmez gururum elimden gittiYaşadım dünyada ruhu yormadan Taptaze umudum elimd...
(13 Haziran 2026 10:43:46)
Edepsizliğin cesaret, saygısızlığın özgürlük, bencilliğin ise yaşam tarzı olarak sunulduğu bir dönemde yaşıyoruz. Eskide...
(13 Haziran 2026 05:44:35)
Gör içimdeki cam kırıklarını...Bütün qemiler söndürmüş ışıklarını...Herkez içime dökmüş artıklarını...Bir deli rüz...
(13 Haziran 2026 05:23:02)
Dokunsalar ağlayacağım bir ömür boyu...!Ve değseler hüznüme döküleceğim parça parça...!Bir anlık değil boğulduğum ...
(13 Haziran 2026 05:22:14)