logo
Yükleniyor...
logo
add image
ALİ DUYSAK

ALİ DUYSAK

aliduysak2015@gmail.com
Kayıt: 07 Ekim 2025
Toplam Ziyaretçi: 2,966

Son Köşe Yazıları

DOSTLUK NEREDE BİTER, ÇIKAR NEREDE BAŞLAR?
Yayın: 25 Ocak 2026 14:13:59 Düzenlenmedi


 

Bir zamanlar “dost” dediğimiz insanlar vardı. Aynı sofrayı paylaştığımız, derdimizi düşünmeden anlattığımız, sırtımızı dönüp gözümüz kapalı güvendiğimiz… Şimdi ise aynı insanlar, kızdığı dostuna sırt çevirip dün düşman bildiğiyle yan yana yürüyebiliyor. Öyle kolay, öyle pişkin, öyle sessiz.

 

Vefa kelimesi sözlüklerde kaldı. Günlük hayatta kullanımı neredeyse yok. Çünkü vefa emek ister, sabır ister, bedel ödemeyi göze almak ister. Oysa çağımız hız çağı. İnsanlar ilişkileri de tüketiyor; tıpkı eşyalar gibi. İşe yaramazsa at, eskirse değiştir, faydası bittiyse yüzünü çevir.

 

En acısı da şu: İnsanlar artık ne kadar çıkarcı olduklarını bile inkâr etmiyor. Hatta bunu bir meziyet gibi sunuyorlar. “Hayat böyle”, “Ben kendimi düşünüyorum” cümleleri, vicdansızlığın kılıfı olmuş durumda. Kimse aynaya bakıp “Ben nerede yanlış yaptım?” diye sormuyor. Çünkü işine gelmiyor.

 

Dostuna kızan, konuşarak çözmek yerine susmayı seçiyor. Suskunluk bir erdem değil artık; bir silah. Sonra ne oluyor? O suskunluk büyüyor, yerini mesafeye bırakıyor. Mesafe büyüyor, yerini yabancılığa. Ve bir bakmışsınız, yılların dostu yabancı, dünün düşmanı sırdaş olmuş.

 

İnsanları tatmin etmek zaten mümkün değil. Ne kadar verirsen ver, daha fazlasını isterler. Ne kadar fedakârlık yaparsan yap, yetmez. Çünkü mesele sen değilsin; onların içindeki boşluk. Ve o boşluk, ne dostlukla dolar ne vefayla.

 

Hayat, insanlara gerçek yüzlerini göstermekte usta. Zor zamanlarda kimin yanında durduğunu, kimin sessizce uzaklaştığını bir bir yazıyor hafızamıza. İşte o zaman anlıyoruz: Kalabalıklar içinde ne kadar yalnız olduğumuzu. Ve belki de en büyük kazanç bu fark ediş oluyor.

 

Dostluk azaldıysa, suç dostlukta değil. Vefa kalmadıysa, kelimede değil. İnsan değişti. Vicdan hafifledi, menfaat ağır bastı. Ama yine de umut etmekten vazgeçmemeli. Çünkü hâlâ az da olsa; çıkarı değil karakteriyle yaşayan insanlar var. Onlar sessizdir, kalabalıkta fark edilmez. Ama düştüğünde elini uzatan da onlardır.

 

Ve belki de bu yüzden, bir tane gerçek dost; yüz tane sahte kalabalıktan daha değerlidir.

Emeklilik: Dinlenmenin Değil, Geçinmenin Mücadelesi
Yayın: 19 Ocak 2026 08:28:20 Düzenlenmedi


 

Bir ülkenin emeklilerine bakarak geleceğini okuyabilirsiniz. Çünkü emekliler, yıllarını bu ülkeye vermiş; alın terini fabrikaya, tarlaya, okula, hastaneye bırakmış insanlardır. Ama bugün gelinen noktada emeklilik, ne yazık ki huzurun değil, geçim derdinin adı olmuş durumda.

 

Bugün bir emeklinin sabahı nasıl başlıyor biliyor musunuz? Gazete manşetlerinden çok pazardaki etiketlere bakarak. Domates kaç lira olmuş, peynir alınabilir mi, et yine vitrinde mi kalmış… Emekli için ekonomi grafiklerden değil, mutfak masasında boşalan tabaklardan okunuyor.

 

Yıllarca çalış, prim öde, vergi ver… Sonra emekli ol ve ay sonunu getirmek için yeniden hesap yap. Emekli maaşı, temel ihtiyaçlara bile yetmezken “sabretmek” öğütleniyor. Oysa sabır, karnı doyurmuyor. Sabır, kira ödemiyor. Sabır, eczanedeki ilaç fiyatlarını düşürmüyor.

 

Bir zamanlar “torun sevmek” hayaliyle emekli olanlar, bugün torununa harçlık verememenin mahcubiyetini yaşıyor. Bayramlar eskisi gibi değil; çünkü bayram, yalnızca takvim yaprağında kaldı. Emekli için bayram, artan yol parası ve ikramiyenin borçlara yetip yetmeyeceği demek.

 

En acısı da şu: Emekliler artık yük gibi hissettiriliyor. Oysa bu insanlar, bu ülkenin yükünü yıllarca omuzlamış kişiler. Kimisi öğretmendi, kimisi işçi, kimisi memur… Ama hepsinin ortak noktası, emeklerinin karşılığını alamamış olmaları.

 

Sağlık deseniz ayrı bir yara. Devlet hastanelerinde randevu bulmak zor, özel hastaneler ise emekli için hayal. İlaç katkı payları, muayene ücretleri derken emekli, hasta olmaktan bile korkar hale geliyor. “Hasta olursam nasıl öderim?” endişesi, yaşlılığın en ağır yükü.

 

Bir ülkenin vicdanı, emeklisine nasıl davrandığıyla ölçülür. Emekli sadaka istemiyor; hakkını istiyor. Lütuf değil, adalet bekliyor. İnsan onuruna yakışır bir yaşam talep ediyor.

 

Unutulmamalı: Bugünün emeklileri dünün çalışanlarıydı. Bugünün çalışanları da yarının emeklileri olacak. Emeklilerin sesi kısılırsa, aslında geleceğin sesi de kısılır.

 

Belki de artık şu soruyu sormanın zamanı geldi: Emeklilik, gerçekten dinlenme dönemi mi, yoksa ömür boyu süren bir geçim mücadelesi mi?

 

Cevabı, emeklinin boş tenceresinde, sessiz evlerinde ve gözlerindeki yorgunlukta saklı.

SEN NASIL BİR YARASIN
Yayın: 13 Ocak 2026 11:33:26 Düzenlenmedi


Dün yanımdaydı yarım bugün kayboldu

Ben mi kör oldum sevgili yok oldu

Kalbim karşılıksız sevmekten  yoruldu

Gecem gündüzüm benim  onunla dolu

 

 Ben sevebilme ihtimali sevdim

Allah’ım dan her gece onu diledim

Bu nasıl kadermiş ki ben bilemedim

Bir gün benim olacak diye beklerim

 

Aklımda fikrimde canım hep sen varsın

 Kalan ömrümü alacaksa  yar alsın

Ona mutluluk bana acılar kalsın

Zalim kızı şöyle nasıl bir yarasın

 

Hiç anlamaz misin benim bu halimden

Şüphen olmasın  benim sana  sevgimden

Gündüzün geceyi tutmuyorum ki neden

Hayat nefes  verirsin bana yeniden

 

Yaşama sebebimsin inan sen buna

Daha fazla acı çektirme bu  cana

Kutsal bir sevgi ile bağlandım sana

Seven şu gönlümü biraz anlasana

 

29.11.2023

 

 

Taziye Evleri: Yasın Adabı Nerede Kaldı?
Yayın: 21 Aralık 2025 03:24:54 Düzenlenmedi


 

Eskiden bir evden cenaze çıktığında, mahallenin rengi solar, sokak susar, perdeler kapanırdı. Biz çocukken annemiz 15 gün televizyonu açtırmaz, sonraki günlerdeyse sesi kısık ve perde kapalı izlememize izin verirdi. Çünkü komşunun acısına saygı, adabın gereğiydi. Şimdi bakıyorum da ne cenazemiz kaldı eskisi gibi, ne de yasın ağırlığı.

 

Gaziantep gibi geleneklerine bağlı bir şehirde, taziye evleri artık yasın değil sohbetin, ikramın, hatta keyfin merkezi olmuş. Sosyal tesislerde kurulan taziye evleri, neredeyse sohbet kahvesine dönüşmüş. Cenaze sahipleri acı içinde ama etrafındakiler çayını yudumluyor, tabağına odaklanmış, karşısındakinin yemeğine bile göz dikmiş. Bazıları, ölen babasını ya da oğlunu yeni toprağa vermişken, yemek başında sanki düğüne gelmiş gibi davranıyor. Ne acı...

 

Taziye yeri, Allah'ın adının anıldığı, dua edilen, acının paylaşıldığı bir mekân olmalı. Ne yazık ki son zamanlarda buna dair bir iz göremiyoruz. Sohbetler futboldan açılıyor, siyasete uzanıyor. Kiminin derdi yemek, kiminin gözü çayın yanında gelen tatlıda. Oysa taziye; susarak, hissederek, dua ederek yaşanmalı. Yürek acısı çayla, yemekle bastırılmaz.

 

Bana kalırsa taziye evlerinden yemek kalkmalı, çay da verilmese kimse ölmez. Yas evinde ne yemeğin, ne kahkahaların, ne de dedikodunun yeri olmalı. Taziye, ölenin ardından dua etmektir. Allah kelamının dışında tek kelime konuşulmaması gerekir. Taziye evi kahvehaneye değil, kalbi yasla dolu insanların bir araya geldiği bir mekâna dönüşmeli.

 

Unutmayalım ki bir gün hepimiz o taziye evinin merkezinde olacağız. O gün, ardından dua edecek bir kişi ararsın da bulamazsın...

 

Yemeği değil, duayı büyütelim.

 

ALİ DUYSAK BAŞKANA HİTABEN
Yayın: 13 Aralık 2025 01:13:23 Düzenlenmedi

Gaziantep şehri onun vatanı,

 

İnşallah yakında açılır şansı,

 

Dostluğa dahildir kalem tutanı,

 

Ali Duysak İpek Yolu Ajansı.

 

 

Bir çok Asistanda hizmete talip,

 

Program yaparak gelirler galip,

 

Bizler onur verdik uzaktan gelip,

 

Ali Duysak İpek Yolu Ajansı.

 

 

Çeşitli haberle mevcut gazete,

 

Sanatçı kimliği yansır rozete,

 

İyimser hali var bakın niyete,

 

Ali Duysak İpek Yolu Ajansı.

 


Fikirler deryadır aklı da engin,

 

Varlık az olsa da, gönlü çok zengin,

 

Kahrını çekecek bulunsun dengin,

 

Ali Duysak İpek Yolu Ajansı.


 

 Zeki ziyareti evine yaptı,

 

Tarihi yapıdan ibretler kaptı,

 

Gönül dostluğunu size anlattı,

 

Ali Duysak İpek Yolu Ajansı.


 

1-10-2018

Zeki Çellik

Kayıt Tarihi : 27.10.2018 23:45:00

 

BU GÜZEL ŞİİR İÇİN DEĞERLİ USTADIM ZEKİ ÇELİK TŞK EDERİM

YAZIKLAR OLSUN
Yayın: 01 Aralık 2025 20:21:59 Düzenlenmedi


 

Bir zamanlar ben ona bel bağlamıştım

Gurbete giderken el sallamıştım

Aşkına karşılık hep ağlamıştım

Söz verip dönmedi yazıklar olsun

 

Ceza ver ALLAHIM oda ağlasın

En acı dertlerin yanında yatsın

Unuttum aşkını kimse sormasın

Söz verip dönmedi yazıklar olsun

 

Baharda sarılıp kavuşacaktık

Kırlarda dolaşıp uzanacaktık

Her yağmurlu günde ıslanacaktık

Söz verip dönmedi yazıklar olsun 

SENSİZLİĞİ DAHA NASIL ANLATAYIM
Yayın: 11 Kasım 2025 03:37:35 Düzenlenmedi


 

Sensizliği anlatmaya varmadı dilim

Ben bu gece bu şehirden artık giderim

Sana değil ki  inan kadere sitemim

Ey can  yanındayken bile özlerken seni

Sensizliği ben daha nasıl anlatayım

 

Gecelerim sabaha kadar seninle dolu

Bilmiyorum bu sevdanın varmı ki sonu

Benliğimin tüm zerresi seninle dolu

Ey can yanımdayken bile özlerken seni

Sensizliği ben daha nasıl anlatayım

 

 

Vücudum yoruldu taşımıyor bedeni

Söylesene  daha nasıl seveyim seni

Acılar ile yaşatmak niyetin beni

Ey can yanımdayken özlerken seni

Sensizliği ben daha nasıl anlatayım

 

Sevda dediğin şey  acı çekmekmiş meğer

Seni sevmek mi inan ki bir  ömre bedel

Her gün sevdası ile yanmak ayrı değer

Ey can yanımdayken özlerken seni

Sensizliği ben daha  nasıl anlatayım

 

Bu sevdada acı çekmek oldu kaderim

Sana değil kendime benim sitemim

Sensizlikle dolu tüm gecelerim benim

Ey can yanımdayken bile özlerken seni

Sensizliği ben daha nasıl anlatayım

 

25.11.2023

ALİ DUYSAK

GAZİANTEP

 

SEN BANA İMKANSIZ
Yayın: 01 Kasım 2025 07:55:12 Düzenlenmedi

Sen bana hep imkansız bir aşk oldun sevgili

 

Yorgun düştü yüreğim çekerken bu bedeli

 

Ne söyleyim bilemem tükendim ben besbelli

 

Bitmedi şu yüreğin ne derdi ne kederi

 

 

Hiç’e saydın sevgimi bilmedin kıymetimi

 

Hazanı yaşadı hep şu gönlümün mevsimi

 

Ne söyleyeyim bilmem tükendim ben besbelli

 

Bitmedi şu yüreğin ne derdi ne kederi

 

 

Kolay sanma unutmak yıllarım senle bitti

 

Hüsran dolu hayatta ömrümü biçip geçti

 

Ne söyleyim bilemem tükendim ben besbelli

 

Bitmedi şu yüreğin ne derdi ne kederi

 

 

 

Bu şiirimi besteleyerek okuyan değerli büyüğüm bestekar TSM sanatçısı canım Ayşe ATLI Ablama teşekkür ederim

 

 

 

Ali duysak

 

 

 

                        

TikTok’un Aynasında Kaybolan Nesil: Edep Nerede Kaldı? bu kadar mı sahipsiz kaldı bu ülke
Yayın: 26 Ekim 2025 16:43:13 Düzenleme: 26 Ekim 2025 16:45:35


 

 

Son yıllarda Türkiye’de sosyal medya, özellikle de TikTok, yalnızca eğlence aracı olmaktan çıkıp, toplumsal ahlâkın sınırlarını zorlayan bir sahneye dönüştü. Ekranlarımızı her kaydırdığımızda karşımıza çıkan görüntüler, bir zamanlar “ayıp” sayılan davranışların artık övünç vesilesi haline geldiğini gösteriyor. Edep, haya, ölçü, sınır — bunlar artık “modası geçmiş” kavramlar gibi görülüyor.

 

Peki ne oldu bize?

 

Bir zamanlar “büyüklerin yanında söz kesilmez” diye büyüyen bir toplum, bugün çocuk yaşta ekran karşısında kendi bedenini pazarlık konusu haline getiriyor. Gençlik, üretmek, öğrenmek, geliştirmek yerine, “izlenme” peşinde koşuyor. Takipçi sayısı, karakterin yerini aldı. Giyimi, konuşması, tavrı sadece “trend” belirliyor. İçerik üretmek değil, dikkat çekmek önemli hale geldi.

 

Ama kimse sormuyor:

Bu gençleri kim bu hale getirdi?

 

Ekranda gördüğü değeri, sokakta bulamayan; ailesinden sevgi değil, baskı gören; okuldaki öğretmeni, iş bulamayacağı bir sistemin çarkında tükenmiş olan bu genç, neye tutunsun? Onu yönlendirmesi gereken büyükler, aynı uygulamada “like” peşinde koşarken, kim yol gösterecek?

 

Evet, TikTok edepsizliğiyle gündemde olabilir. Ama asıl tehlike, bu “edepsizliği” normalleştiren sessizliktir. Bir zamanlar toplumu ayakta tutan değerler, bugün ekranın kaydırma hareketiyle geçilip gidiyor. Tepki yok, denetim yok, utanç yok. Sanki her şey olağan.

 

Devletin, ailelerin, eğitim sisteminin bu konuda ciddi bir özeleştiri yapması gerekiyor. Çünkü mesele sadece “bir uygulama” meselesi değil — bu, bir kültür erozyonu meselesi.

Ekranlardan yayılan her ölçüsüz görüntü, toplumun dokusuna işliyor.

Ve biz seyirci kaldıkça, o doku biraz daha çözülüyor.

 

Artık birinin “dur” demesi gerekiyor.

Sosyal medya özgürlük değildir; ahlâksızlığın bahanesi hiç değildir.

Gerçek özgürlük, sınırlarını bilmekle başlar.

Ve unutmayalım:

Bir millet, edeplerini kaybettiği gün, kimliğini de kaybeder.

TikTok’ta Edep Kalmadı: Bu Ülke Sahipsiz Mi?

 Her gün ekranı açıyoruz, karşımıza çıkan manzara aynı: TikTok’ta gençler bedenini, onurunu, kimliğini ucuz beğeniler uğruna sergiliyor. Sözde “özgürlük” diye pazarlanan bu çürüme, aslında bir toplumun kendi köklerinden kopuşunun en çıplak hâli.

Ne yazık ki kimse dur demiyor.

Ne aile, ne okul, ne devlet.

Sanki her şey olağanmış gibi seyrediyoruz.

 

Bir ülke düşünün, gençliği TikTok’un tuzağına düşmüş, ahlak ekrandan dışarı akıp gitmiş.

Bir zamanlar utanmak bir erdemdi, şimdi utanmazlık marifet oldu.

Edep, saygı, ölçü... hepsi bir “eski moda” etiketine dönüştü.

Kız-erkek fark etmiyor; gençlik artık “ne kadar izlenirsem o kadar varım” sanıyor.

Kültür, sanat, bilgi değil; popo sallamak, küfür etmek, meydan okumak “trend” olmuş.

 

Ve biz?

Biz seyirciyiz.

O gençleri yetiştiren, onlara değer vermeyen, yalnız bırakan biziz.

Büyüklere saygıdan bahsediyoruz ama çocukların ekranlarda rezil olmasına göz yumuyoruz.

Ekranın öbür ucundaki kitle, bu yozlaşmayı alkışlıyor.

Takipçi sayısı, karakterin önüne geçmiş durumda.

 

Kim bu hale getirdi Türkiye’yi?

Kimin eseridir bu sessizlik?

Medya mı, aile mi, siyaset mi?

Yoksa hep birlikte suçluyuz da görmezden mi geliyoruz?

 

Bu ülkenin gençliği, sokak köşelerinde değil, TikTok ekranlarında kayboluyor.

Küfür, edepsizlik, saygısızlık normalleşiyor.

Ve kimse “dur” demiyor!

 

Ama ben diyorum: Yeter artık!

Bu milletin geçmişi, şerefi, inancı, kültürü bir uygulamanın algoritmasına kurban edilemez.

Özgürlük, terbiyesizlik değildir.

Eğlence, edepsizlik değildir.

Sözde modernlik adına değerlerinden utanan bir toplum, aslında kendi sonunu hazırlar.

 

Bir ülke gençliğini kaybederse, geleceğini de kaybeder.

Ve biz, şu an o uçurumun kenarındayız.

 

Artık birinin çıkıp haykırması lazım:

Bu ülke sahipsiz değil!

Edep hâlâ bu topraklarda bir yerlerde yaşıyor, ama sesi kısılıyor.

O sesi duymazdan gelirsek, bir gün çocuklarımız bize değil, TikTok ekranına bakarak kim olduğunu öğrenmeye çalışacak.

İşte asıl felaket o gün olacak.

 

BU HİKAYE BURADA BİTTi
Yayın: 21 Ekim 2025 03:41:19 Düzenleme: 21 Ekim 2025 21:09:31


 

Ne bileyim değmez misin sevgime

Dün vazgeçilmezimdin sen bende

Bugün artık kaldın benim mazimde

Neden böyle değiştin bana şöyle

Ne bileyim değmez misin sevgime

 

Ben ödedim seni sevmenin bedelini

Acılara mahkum ettim kendimi

Yakışanı yaptın öyle değil mi

Temiz duygularla severken seni

Değmezler köle oldun öylemi

 

 

Ben sende huzur aradım sen bahane

Ben sana can dedim sen ise sana ne

Ben Gördüm senin gerçek yüzünü de

Eskisi gibi olamayız senle

Kendi düşen ağlamaz unutma sende

 

İster dost ol ister kardeş sevgin bitti

O tanıdın insan gidenlerle gitti

Böylece bu hikaye bur da bitti

Hayaller yıkıldı umutlar bitti

Tekrarı olmayan filimdi bitti

 

Tüm Köşe Yazarları



ALİ DUYSAK
DOSTLUK NEREDE BİTER, ÇIKAR NEREDE BAŞLAR?
Atiye Danış
Yoksulluk Bu Kadar Derinken, Yönetim Bu Kadar Yüksekte Olmamalı
AYFER KILIÇ
BU GECE SENİ DÜŞÜNDÜM
Ayfer Turan
VİCDAN
DİLEM YASAK
Hüznün rengi sardı her yeri..
Emel Topal
BAYRAK
FERDA NAYMAN
BEN YAPTIM O YAPAMADI
Mehmet Mustafa Dogan
SAĞLIKLI YAŞAM SIRLARI
Murat OKUDUCU
Güzelliğin Ötesinde ; Sevgi
MUSTAFA ŞAYIK
GENÇLER NEDEN TUTUNAMIYOR?
Neval Kütük
SAVAŞA KARŞI BARIŞ
RAMAZAN GÜÇLÜ
DİJİTAL DİYET
Tandoğu Yazıcı
Türkmen Çay Antlaşması
Yukarı