İpek Yolu Haber Ajansı

Bu Akşam Her Şey Büyüyecek

Bir pazar sabahı koltuğunuza yan uzanmış sehpadan kahvenizi yudumluyorsunuz. Ancak birazdan sıra dışı bir olay gerçekleşecek. Elinizi tekrar fincana uzattığınızda fincanınızın bir tas kadar büyüdüğünü göreceksiniz. Büyük bir şaşkınlıkla elinizi çekip fincana odaklanacaksınız. Şaşkınlığınız her saniye artmaktadır, çünkü fincan her saniye düzenli bir şekilde büyümektedir. Bir tencere kadar, daha sonra büyükçe bir kazan kadar ve ardından bir araba kadar düzenli bir şekilde büyümekte olduğunu fark ediyorsunuz.

 Böyle bir olayla karşılaşsaydınız ne yapardınız? Herhalde ilkin korku, heyecan ve şaşkınlık içinde aceleyle evi terk ederdiniz. Daha sonra kimi arayacağınızı bilemeyeceğinizi anlardınız. Belediyeyi mi, itfaiyeyi mi, polisi mi, bir sağlık merkezini mi, bir haber merkezini mi, komşu ve arkadaşlarınızı mı, kimi arardınız? Zaten arayacaklarınızdan hiç kimse size inanmayacaktı. Talep edeceğiniz yardım, eşine hiç rastlanmayan bir yardım tipi olacaktı; “fincanın büyümesini durdurun !” Ne yazık ki bunu durdurmaya hiçbirinin gücü yetmeyecekti.

Burada sizi şaşkına çeviren tek şey, fincanın tek başına büyümüş olmasıydı. Eğer fincanın altındaki sehpa, yanında duran kitap, parmaklarınız, eliniz, kolunuz ve bedeniniz, yine evin zemini, tavanı ve duvarları ile evin içindeki bütün her şey, dahası evin bulunduğu bina, caddeler, apartmanlar, arabalar, denizler, nehirler, göller, dağlar, ağaçlar, hatta bütün dünya ve mikro ya da makro olarak içindeki bütün her şey, Ay, Güneş, galaksiler ve yıldızların tümü aynı oranda büyümüş olsaydı bu olay karşısında bu şaşkınlığı yaşamazdınız. Çünkü siz dahil, bütün her şeyin saniyeler içinde kat kat büyüdüğünü fark edemeyecektiniz.

 Her şeyin eş oranlar dahilinde büyümesi halinde bunu hiçbir şekilde fark edemeyeceğimizi anladıysak neden gerçekten eş oranlar dahilinde büyüyüp büyümediğimizi merak etmiyoruz? Eğer merak etmeye başladıysak bu yazıyı dikkatle okumanız gerekiyor. Çünkü yazıda fincanın büyümesinden daha şaşırtıcı bilgiler mevcuttur.

Daha önce evrenin hacimce sabit olduğu sanılıyordu, ancak Edwin Hubble (1889-1953) isimli bilim insanı, Wilson Gözlemevi’nde yaptığı gözlem, deney ve matematiksel hesaplar sonucunda uzaklaşan gök cisimlerinin elektromanyetik dalgaların dalga boylarının kırmızıya kaydığını, yaklaşan cisimlerin dalga boylarının ise maviye kaydığını ve bütün gök cisimlerin kırmızıya kaymakta olduğunu keşfederek bilim tarihinin en önemli keşiflerinden birini gerçekleştirdi. Bu keşif; evrendeki her şeyin birbirinden uzaklaştığını, uzayın genişlediğini, ve evrenin en uzağındaki cisimlerin daha yakınlardakine göre daha büyük hızlarla uzaklaştığını, ayrıca bu hızların belli oranlar dahilinde gerçekleştiğini gösteriyordu. Daha sonraki yıllarda boş uzay olarak bildiğimiz uzayın aslında mutlak boş olmadığı, içinde hiçbir madde olmasa bile uzayın kendine özgü bir dokusunun mevcut olduğu, bu dokunun genişleme ve bükülme özelliklerine sahip olduğu, ayrıca ışığı, zamanı, kütleyi ve hızı büyük oranda etkilediği, bu etkileşim nedeniyle de uzay dokusunda gözle göremediğimiz çok şiddetli dalgalanmaların gerçekleşmekte olduğu keşfedildi.

Bütün bu keşiflerden sonra artık uzayın dokusunda bulunan her şeyin, her hücre itibariyle genişlediğini ve uzaydaki bütün noktaların birbirinden uzaklaşmakta olduğunu biliyoruz. Bu, şu demektir; içinde uzay boşluğunu barındırması nedeniyle atom çekirdeğini oluşturan nötron ve protonların, yine protonların içinde bulunan kuarkların (atom altı parçacıklar), elektronun çekirdeğe olan uzaklığı, moleküllerin içindeki atomlar ve moleküllerin birbirine olan uzaklıkları, canlılardaki  hücreler, dokular ve organlar, cansızlardaki her bir madde miktarı, nesneler, dünya, Ay, Güneş ve galaksiler kısacası bütün her şey, madde, enerji, uzay ve zamanın  en küçük biriminden en büyük birimine kadar hepsi birbirinden uzaklaşmaktadır.

Bunu şöyle bir örnekle izah edebiliriz; içinde bol miktarda küçük kuru üzüm tanelerinin bulunduğu küre biçimindeki bir kekin, pişirme sonrasında kabardığını düşünün. Bu durumda üzüm taneleri, pişirme öncesine göre daha fazla birbirinden uzaklaşmış olacaktır. Kuşkusuz  genişleme, her yönde olacağı için kekin içinde ve yüzeyinde bulunan bütün üzüm taneleri, bunların arasında bulunan her bir kek hücresi ve hücreler arasındaki boşluklar birbirinden uzaklaşacaktır. Evrenin genişlemesi de tam olarak böyle gerçekleşiyor. Ancak evrenin genişlemesinin kekten tek farkı en dıştaki (en uzaktaki) kısmı içerdekine göre daha hızla genişlemekte ve doğal olarak dış kısımlar iç kısımlara göre daha çok büyümektedir.

Ancak burada akla gelen zor bir bariyer daha var; burada uzay için bir merkezin olması gerektiği sonucunu düşünebiliriz. Küre biçiminde olduğu tahmin edilen evrenin içerde bir merkezinin olması gerektiği ve cisimler bu merkezden uzaklaştıkça genişleme hızlarının da daha çok arttığı düşünülebilir. Ancak kekte olduğu gibi evrenin bir merkezi bulunmuyor. Çünkü evrenin her noktası aslında bir merkezdir ve bu her nokta daha ötedekine göre daha az genişlemektedir, veya ötedeki noktalar bu merkeze göre daha hızlı genişlemektedir. Genişleme, parçacık merkezlerinden (uzay, zaman, madde ve enerji parçacıkları ) bütüne doğru gerçekleşmektedir. Bu genişlemeden de karanlık enerjinin sorumlu olduğu tahmin ediliyor.

Şimdi tekrar kahve fincanına dönebiliriz. Genişleme, uzaydaki her bir parçacık düzeyinde gerçekleştiği için kuşkusuz kahve fincanımız, sehpa, yanında duran kitap, parmaklarımız, elimiz, kolumuz ve bedenimiz, yine evin zemini, tavanı ve duvarları ile evin içindeki bütün her şey, evin bulunduğu bina, caddeler, apartmanlar, arabalar, denizler, nehirler, göller, dağlar, ağaçlar, bütün dünya ve mikro ya da makro olarak içindeki bütün her şey, Ay, Güneş, galaksiler, yıldızlar, uzay, zaman, madde ve enerjinin tamamı eşit oranlar dahilinde genişlemekte ve dolayısıyla hacimce büyümektedir. Yani yazının ilk başında şaşkına çeviren fincanın büyümesi olayı aslında daha fazlasıyla gerçektir. Sadece fincan değil bedenimiz dahil evrendeki  bütün her şey genişleyip hacimce büyümektedir. Ancak bütün her şey eşit oranlarla büyüdüğü için biz bunu hiçbir şekilde fark edememekteyiz.

Bize biraz garip gelse de aslında vücudumuz bir saniye öncesine göre daha büyük bir hacme ulaşmaktadır ve daha önceki saniyelere göre çok daha fazla bir hacim edinmiştir. Sonraki her saniyede de daha çok artacaktır. Şu okuduğunuz harfler, bilgisayarınız, cep telefonunuz, tabletiniz, parmaklarınız, bastığınız tuşlar, yediğiniz yiyecekler bütün her şey bir önceki ana göre daha çok büyümektedir. Biz, önceki bir zamana göre daha fazla bir büyüklüğe ulaşmışızdır. Sonraki zamanlarda çok daha fazla büyüyeceğiz. Ancak büyüme oranımız devasa boyutlara ulaşsa bile bunu fark etmemizin imkânı yoktur. Çünkü vücudumuzdaki damar büyüdüyse bu damara takılmakta olan stentler, anjiyoda kullanılan kateterler, kandaki sıvı ve moleküller de büyümüştür. Uzunluğu ölçmede kullandığımız cetvel, metre ve diğer her türlü ölçüm cihazları da büyümüştür. Bu yüzden hacimlerde oluşan bu tür bir büyümeyi asla fark edemeyiz. Eğer mevcut maddeler içinde  bir nesne tek başına büyümüş olsaydı ya da diğerlerine göre orantısız bir büyüme gerçekleştirmiş olsaydı kuşkusuz biz bunu fark edecektik. Ancak her şey eş oranlar dahilinde büyüdüğü için bunu hiç bir şekilde  fark edemiyoruz.  Aynı  şey küçülmede de geçerlidir. Her şey toplu olarak ve eş oranlar dahilinde bin kat küçülse, ya da bin kat büyüse bunu hiçbir şekilde fark edemeyiz. Bu konuda bilmemiz gereken şey, hiçbir zaman aynı hacimde kalamadığımız ve her an dinamik bir büyüme (genişleme) süreci içinde olduğumuzdur. Bilmemiz gereken diğer bir gerçek ise uzaydaki genişleme hızının, ışık hızından (saniyede 300 bin km’den) daha fazla olduğudur. Ayrıca bu hız da sürekli hızlanmaktadır. Yani her 44 milyon yılda bir, bu devasa hızda % 1 oranında artış sağlanmaktadır. Şöyle bir karşılaştırma yapabilirsiniz; acaba 10 yıl öncesine göre bedenimizdeki hacim ne kadar artmıştır, ya da ilk insan ile son doğan insan arasında ne kadar hacim farkı oluşmuştur? Tabii ki arkeolojik kazılarda bulunan kemiklerinin boylarına bakarak bunu anlayamayacağız, çünkü o kemiklerin de en boy, yükseklik ve dolayısıyla hacimlerinde artış gerçekleşmiştir. Hacmin artması kütleyi (ağırlığı) etkilemediğinden her şey yine kendi ağırlığında olacaktır.  Bu akşam kahvenizi yudumlarken fincanınızın hızla büyümekte olduğunu bilin ama korkmayın, çünkü tabiatın işleyişi böyledir.    

Z. Abidin Toprak

Yorumlar

R CEVİZLİ
17.11.2020 - 07:39
Tek kelime ile çok mükemmel hem bilimsel hem dolu anam yüklü eline yüreğine ve kalemine sağlık güzel insan...

Yorum Yaz

Diğer Yazılar

Z.ABİDİN TOPRAK

Z.ABİDİN TOPRAK

Adalet mi, İyilik mi?

27.11.2020

Adalet kavramı  iyilik veya kötülük kavramlarından daha farklı bir durumu ifade eder.  Adalet; iyilikte de kötülükte de eşit fırsatlara sahip olmayı ifade eder.  Yüce Alla...


Devamını Gör
Z.ABİDİN TOPRAK

Z.ABİDİN TOPRAK

Her Şeyin Teorisi (Sicim Kuramı)

23.11.2020

              Her şey ne demektir? Her şey bir şeyden mi yaratıldı ? Eğer böyleyse madde, enerji, zaman,...


Devamını Gör
Z.ABİDİN TOPRAK

Z.ABİDİN TOPRAK

Zaman, son yıllarda gerçekten hızla akıp gidiyor mu?

20.11.2020

Hemen hemen herkesin farkında olduğu, dillendirdiği, hayret ettiği fakat nedenini bilmediği veya anlamlandıramadığı olaylardan biri de; zamanın son yıllarda daha büyük bir hızla akıp gitmesi konusudur? Neden çocukluğumuza göre zaman daha hızlı geçiyor? Bir çok insan bunun nedenini; ulaşım, iletişim, üretim, tüketim ve iş teknolojilerindeki hızlı...


Devamını Gör
Z.ABİDİN TOPRAK

Z.ABİDİN TOPRAK

Kadını ve Erkeği Tasarlamak

02.11.2020

Bir erkek için kadın ne kadar caziptir? Aynı şekilde bir kadın için erkek ne kadar caziptir? Her bir soruyu muhatabına sormak daha anlamlıdır. Henüz yaratılmazdan önce erkek-dişi veya kadın ve erkek gibi iki cazip cinsiyet kimin aklına gelebilirdi? Kim bunları tasarlayıp h...


Devamını Gör
Z.ABİDİN TOPRAK

Z.ABİDİN TOPRAK

Kapılardaki Yazı

30.10.2020

Adam hayretler içindeydi. Alacaklı olduğu herkes onar dakika arayla kendisine borcunu ödemeye geliyordu. Borçluların başına saksı mı düşmüştü, yoksa gece hep beraber rüya mı görmüşlerdi?  Hiçbir umudu kalmamışken bir anda iflastan kurtulmuş ve tekrar eski zenginliğine kavuşmuştu. Art...


Devamını Gör